+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Çingeneler neden müslüman olamaz Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Çingeneler neden müslüman olamaz









  2. Ayşe
    Yeni Üye





    çingeneler neden müslüman olamaz

    çingeneler neden müslüman olamaz hakkında bilgi

    ÇİNGENE İNANÇLARI
    Çingeneler inanç olarak, bulundukları ülkelerinin dinlerini kabul ediyor gözükmektedir. Ancak bütün dünya çingenelerinde genel olarak bulundukları ülkelerin dinlerini kabul etmekle birlikte, bu dinlere karşı oldukça lâkayt kaldıkları yahut bu dinleri sadece görece kabul ettikleri ileri sürülmektedir. Prosper Mérimée meşhur romanı Carmen'de bu konuya temas ederek şöyle demektedir: "Kıptî seciyesinin şayanı hayret bir diğer noktası da, onların din hususundaki lakaydiliğidir Bulundukları memleketlerin dini onların dinidir! Onlar memleket değiştirdikçe din de değiştirirler". Bununla birlikte bulundukları ülkelerin dinlerini gerçekten kabul edip, hayatlarını inandıkları bu dinlere göre tanzim edenlerin olduğunu da belirtmek gerekmektedir. Avrupa çingenelerinin Hıristiyan oluşu gibi, Türkiye çingeneleri de Müslümandır. Aralarında İslâm'ı gönülden kabul edip, bu dinin emir ve yasaklarına uyanları olmakla birlikte, kendi geleneklerindeki dini inançları yaşatanların sayısı da az değildir. Bizim buradaki amacımız, çingenelere yeni bir din ihdas etmek değil, bilakis onların bilmeden ya da bilerek geleneklerinde yaşattıkları inancın ne olduğunu ortaya koymaktır.
    a. Çingenelerin Anlayışları
    Genellikle bulundukları ülkelerin dinlerini kabul eden çingenelerin; günümüzde dini ayin, ibadet ve rituellerini ihtiva eden özel bir dinlerinin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Ancak onların nesilden nesile mütemadiyen aktardıkları ve yaşatmaya çalıştıkları farklı dinî davranış ve dinî anlayışlarının varlığı da bir realitedir. Yaşadıkları ülkelerin dinlerini kolayca kabul etme özelliklerinden dolayı Türkiye, İran, Irak, Suriye, Filistin ve Kuzey Afrika çingenelerinin tamamı ve Güneydoğu Avrupa çingenelerinin bir kısmı Müslüman; Avrupa ve Amerika çingeneleri de Hıristiyandır. Ancak onlar bulundukları yöre inançlarının yanısıra, itikat ve mezhep farklılıklarının yoğunluğuna göre de kendilerini adapte edebilmektedirler.
    Çingenelerin geleneksel olarak yaşattıkları inançlarının incelenmesine geçmeden önce, Türkiye'deki itikadî dağılımları hakkında kısa bir bilgi vermek istiyoruz. Türkiye'de İslâm inancına sahip olan çingeneler, itikadî açıdan kendilerini Bektaşî-Alevi ve Sünnî olmak üzere iki gruba ayırmaktadır. Özellikle göçer durumda olanların pek çoğu Bektaşî-Alevî Müslüman, yerleşik durumda olanların büyük çoğunluğu ise Sünnî Müslüman olarak bilinmektedir. Kanaatimizce göçerlerin Bektaşî-Alevî itikadını benimsemelerinin en önemli sebebi onların yörüklerle içli dışlı olmalarından kaynaklanmaktadır. Çünkü göçer çingeneler, çoğu zaman yörüklerin göç yollarını kullanmakta ve onların yakınlarında konaklayarak rızıklarına ortak olmaktadırlar. Budan dolayı etkileşim kaçınılmaz olmaktadır. Yerleşik durumdaki büyük çoğunluğun da sünnî anlayışı benimseyen Müslümanlardan etkilenmiş olmaları mümkündür.
    Çingenelerin göçleriyle birlikte beraberlerinde getirdikleri ve hala yaşattıkları dinî anlayışları arasında; "Atalara Saygı", "Yüce Varlık ve Karşıt Güç İnancı", "Ana Tanrıça ve Korkulan Tanrıçalara Tapınma" ve bunlarla bağlantılı olarak "Hac", "Kehanet" (Falcılık) ve "Rituel Temizlik Tasavvurları" gibi önemli bir çok açıdan Doğu, bilhassa Orta Asya özelliklerini bulundurmaktadır. Bunları Hinduizmle irtibatlandıran araştırmacılar da vardır.
    Çingenelerin, bulundukları toplumların dinlerine karşı lakaydiliğini bir anekdotla belirgenliştirmek istiyoruz. Çingeneye; "Tanrı seni niye çingene olarak yarattı" diye sorulmuş. Çingene de; "Yemek, içmek, dans etmet ve uyumak için" cevabını vermiş. Sanırız bu anekdot, onların dini anlayışları hakkında net ipuçları vermektedir.

    aa. Yüce Varlık ve Karşıt Güç
    Türkiye"de yaşayan Romanların kendilerini "But Manışa" (Büyük Adam) kabilesi ya da boyu olarak isimlendiren Manuşların, Avrupa'daki Sinti ve Kalderaş çingenelerinin en yüce Tanrıları; "Baro Devel" (Yüce Tanrı) yahut "Del", "Odel", "Deloro", İspanyol Gitanolarında "Unbide" yahut "Undebel" şeklinde isimlendirilmektedir. Bu yüce Tanrı'nın düşmanı ise "o bengh"dir (Şeytan). "Banka" kelimesi Sanskritçe'de "bucklig" şeklinde ifade edilmektedir. "Banka" yahut "Bango" modern Hint dilinde de "bucklig" şeklinde kullanılmaktadır. "Beng", pistir ve insanları kandırmaktadır. Bundan dolayı ondan çekinilmektedir.
    Çingenelerin yüce varlık (devel, odel) ve karşıtı olan Şeytan (o bengh) tasavvurunun, ilk dönem Hıristiyanlıktan mı, yahut İran'daki erken dönem Zerdüştî ya da Maniheist inanclarından mı kaynaklandığı şimdiye kadar aydınlatılamamıştır. Eski İranlı din kurucusu Zerdüşt, tahminen M.Ö. 6. yüzyılda iyi ve kötü güçlerden oluşan dualist öğretisini geliştirmiştir. Onun getirmiş olduğu bu prensibe göre de dualist sistemde mütemadiyen bir mücadele vardır. Çingenelerin günümüzdeki dinî tasavvurlarını dualist bir inanç sistemi şeklinde sunmak mümkün değildir. Çünkü her dinde yahut din olduğunu iddia eden sistemde, mutlaka iyilik ve kötülük kavramı olacaktır. İyi güçlerle şer güçlerin mücadelesi de olacaktır. Bizim burada esas üzerinde durmak istediğimiz nokta, çingenelerin gerek Hıristiyanlık ve gerekse İslâm inacını kabul ettikten sonra ve gerekse bu dinlere dahil olmadan önce geleneksel inançlarında yüce bir varlık ve bunun karşısında da şer bir gücün olduğudur.
    Türkiye'deki Manuşların bir kısmı ve Almaya'daki Sinti isimli çingene grubunun bir çoğu "Baro Devel"i, çingeneleri seçkin bir halk yapan şahsî tanrıları olarak kabul etmektedirler. Onlara göre kainatı, mahlukatı ve seçkin ilk çingeneyi yaratan Tanrı "Baro Devel"dir. Nitekin onların bu inançları çingene mitolojisi bahsinde işlenecektir.
    ab. Ana Tanrıçalar
    Gerek Türkiye'de ve gerekse Avrupa'da yaşayan Manuş çingene grubu, "Ana Tanrıça" kelimesini karşılamak üzere "Desleskri-Day" kelimesini kullanmaktadırlar. Onların dinî inançlarında yaşattıkları "Durga", "Bibijaka" ve "Kara Sara" gibi tanrıçalar, Hinduizm'de de önemli bir yere sahiptir.
    Tanrıçaların merkezinde dünyanın yaratıcısı, koruyucusu ve yokedicisi olan "Durga" bulunmaktadır. İlahilerde o, "büyük ana" ve "dünyanın ebedî anası" olarak takdim edilmektedir. Bununla beraber bazen Tanrıça "Durga"nın sırlı ve çift tabiatli olarak algılandığı da olmaktadır: Ana Tanrıça, bakire (Kumarı) ve iffetli eş (Parvatı* ) temsili ile o; boynunda insanların kafa taslarından yapılmış olan zincir bulunan, kemikli ellerinde baston, kılıç ve tuzak olan ve kaplan kürkü giyinmiş, oldukça çirkin bedenli, iğrenç çehreli kadın olan "Kali"ye** karşı bulunmaktadır.
    Ormanlarda ve yüksek dağlarda yaşadığına inanılan "Bibijaka"ya (bibiaca) da tıpkı "Durga" gibi bir tanrıça olarak tapınılmaktadır. "Bibi", normal fanilerden daha büyük ve altın gibi parlar şekilde tasvir edilmektedir. Altın, çingenelerde ölümsüzlüğü sembolize etmektedir. Tanrıça "Bibi", geceleri görünmeden uçmakta, arabalara ve evlere girmekte ve çok az seçilmiş kişiye görünmektedir. Oldukça güzel ve zengin olan "Bibi", asla konuşmaz, yemez ve içmez. Eğer biri hasta olursa ona görünür ve onu uzaklara götürür, yani öldürür. Ancak hasta olan bir çingene bir köpek, kedi yahut domuzun kulağını keserek onu yiyecek olursa, o zaman "Bibi", o kişiye ilişemez. Ona, Mart ayındaki bir bayramla tapınılmaktadır.
    Yugoslavya'nın Belgrad şehrinin kuzeybatı kesiminde yaşayan çingenelerin, Tanrıça "Bibi" tasavvurlarının oldukça farklı olduğu görülmektedir. Onlar, Tanrıça "Bibi"yi bir tavuk şeklinde, "Yeraltı Anası" yani "Kötülük Tanrıçası" olarak telakkî etmektedirler. İnanışa göre; "Bibi" uçtuğunda, civcivleri de arkasından uçmaktadır. Onun civcivleri Şeytan, cadılar, humma, kolera, difteri gibi hastalıklar veya hastalıkların bütün şekilleridir. Bir başka tasavvura göre ise "Bibi" yanında iki kuzu ve iki melek yahut iki çocuk olduğu halde uçmaktadır.
    Çingenelerce büyük bir ehemmiyet verilen bir diğer tanrıça ise "Kara Sara"dır. Bu tanrıça günümüzde Hıristiyanların bakire "Meryem Ana" motifine çok benzemektedir. Gurbetî, Kalderaş ve Kale (Gitano) çingene grupları, "Kara Sara" kutlamalarına büyük bir ehemmiyet vermektedirler. "Kara Sara" şenlikleri, 24-26 Mayıs'ta Güney Fransadaki deniz kenarında bulunan "Saintes-Marimes-de-la-Mer"de yapılmaktadır. Bütün dünyadan çingenler buraya, tanrıçalarına tapınmak ve hacı olmak niyetiyle gelmektedir. Her ne kadar müslümanlığı kabul eden Türkiye çingenelerinin "Kara Sara" uygulamalarını terk ettiği söylense de, her sene 5-6 Mayıs'da Kırklareli'nin Şeytan Deresi mevkiinde çingenelerce kutlanılan "Kakava Şenlikleri" de, "Kara Sara" uygulamasıyla büyük benzerlik göstermektedir. Nitekim bu konu ileride teferruatlıca işlenecektir.
    Çingenelerin perestiş ettikleri "Kara Sara" (Sara-Káli) motifinin menşei pek bilinmemekle beraber, Hıristiyan dinî menkıbesine göre o; M.S. 41 yılında kötü adamlarca Filistin sahilinden yelkensiz ve küreksiz bir gemiyle rüzgar ve dalgaların kucağına salınmış olan bir kıbtîdir. Bu gemide "Kara Sara"dan başka Maria Magdalena ve Havari Jakobus ve Yuhannan'nın anneleri olan ve Maria Jakobaea ve Maria Salomaea da bulunmaktadır. Kendi halinde denize salınan bu gemideki "Kara Sara"nın bahsi geçen kadınların hizmetçisi olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Bu gemi, meleklerin denetiminde Provence sahilinde durmuştur. Buranın tam karşısına 1200 yılında "Saintes-Maries-de-la-Mer" kilisesi inşa edilmiştir .
    Azizelerin hizmetçisi olduğu tahmin edilen bu "Kara Sara"nın adı, ilk olarak 1357'de, daha sonra da 1521'de anılmaya başlanmıştır. Çingeneler, bu Hıristiyan menkıbesini bilmemektedir. Onların "Kara Sara"ya tapınmasının sebebi onun, çingenelere zaruret ve hastalık anlarında yardımcı olduğuna inanmalarındandır. "Kara Madonna" olarak da ifade edilen "Kara Sara", çingenelerin patroniçesidir. Onun çingenelerce kutsanmasının bir başka versiyonu Rhônedelta'da kendi grubuyla dinlenen yahut oranın yerli bir çingenesi olan "Sara Kalî"nin (Kara Sara), fırtınalı bir günde denizden sahile vuranları kurtarması ve onlara layıkı vechiyle yardımcı olarak, izzet ve ikramda bulunan biri olmasıdır. Çingene efsanesi, "Kara Sara"nın üç azize ile birlikte olmadığı, bilakis Les Baux köyünün yakınlarında yerleşik olarak yaşayan yaşlı bir ailenin kızı olduğunu söylemektedir. Efsaneye göre "Sara Kalî", üç azizenin boğulmak üzere olduğuna dair gördüğü bir vizyonla sahile koşmuş ve azizeleri kurtarmıştır. Fakat çingenelerin "Kara Sara"ya perestiş edişinin esas sebebi, onun bu olaydan sonra göstermiş olduğu pek çok mucizesidir.
    Ana Tanrıçaların dışında bilhassa Avrupa çingenelerinde aya perestiş edenlerinin kalıntılarının da mevcut olduğu bildirilmektedir.
    b. Diğer İnançları
    Bu konu altında çingenelerin "batıl inanışları" ve ana tabu sistemlerini teşkil eden "temiz" ve "pis" kavramları ele alınacaktır.
    ba. Batıl İnanışları
    Çingenelerin batıl inançlarının başında "mulo" (ölü) ile ilgili inançlar gelmektedir. Nitekim bunlardan bazılarını ölüm ve defin konusunda işlemiştik. İnanışa göre "mulo", çok farklı görünüm şekillerine sahiptir ve sadece geceleri görünmektedir. Eğer birine ölü ruhu göründüyse, onun hemen besmele çekmesi veya Hıristiyansa haç çıkarması gerekmektedir. En iyisi, çok karanlık gecelerde dışarıya çıkmamaktır. Hiç bir zaman da geceleyin mezarlığa gidilmemelidir. Kendilerini emniyette hissetmek ve ölü ruhuyla karşılaşmamak için geceleri dışarıya çıkmaktan kaçınmaktadırlar. Onların karanlık gecelerde dışarıya çıkamayışlarının bir diğer sebebi de, cin ve vampir inançlarından kaynaklanmaktadır. Cin çarpması veya vampirlere yem olma korkusu, çingeneleri karanlık gecelerde evlerine ya da çadırlarına bağlamaktadır.
    Çingene inanışına göre, kötü insanlar altı hafta boyunca Cehennem'de yanmak zorundadır. Bu süre zarfında ölünün akrabaları felakete uğrar ve korku duyarlar. Hayattakilerin, ölü için mevlit okutmaları durumunda, ruh hayattakilere zarar vermez ve onları terkeder. Aynı şekilde Avrupa'daki çingenelerde bizdeki mevlit okutmaya benzer bir uygulama vardır. Onlar "Kuddas Ayini" düzenlemekle, ölü ruhunun şerrinden emin olacaklarına inanmaktadır. Ayrıca mezarlıktan çiçek koparan kimsenin kısa zamanda öleceğine ve mezarlık gülü koklayan kişini de kendi kokusunu mütemadiyen kaybedeceğine inanılmaktadır.
    Bir başka çingene inanış ise başkasının saçını okşama durumlarında, okşanandaki gücün okşayana geçeceği inancıdır. Bundan dolayı küçükler saçlarından okşanmamalıdır. Bazı yetişkinlerin bundan korktuğuna şahit olunmuştur. Bu araştırma esnasında Türkiye'nin çeşitli yörelerinde inceleme yaptığımız yerlerdeki çingene çocuklarını, yakınlık kurmak amacıyla başlarından okşuyorduk. Başını okşamak istediğimiz her çocuğun, kafasını eğmesine ve başını elimizden kaçırmak istemesine bir anlam verememiştik. Araştırmamızın ilerleyen safhalarında bunun nedenini anlayabildik.
    Türkiye'nin bazı yörelerinde emzikli çocukların boynuna üç yaşına kadar muska takılmaktadır ve başlarından öpme yasağı vardır. Aynı uygulamaların, Avrupalı çingenelerde de varlığını sürdürdüğü bildirilmektedir.
    Çingeneler, çocuklarının düşürdükleri süt dişlerini yanlış ellere geçmemesi ve çocuğun traş edilen saçlarını da çocuğa kötü niyetli gücün geçmemesi için saklamaktadırlar. Ancak günümüzde bu uygulamanın büyük ölçüde terk edilmeye başlandığı gözlenmiştir.
    Bir diğer inanışları ise, doğumla alakalı olanıdır. Yeni doğum yapan kadına yemek pişirtilmemekte ve eline süpürge alarak temizlik yaptırılmamaktadır. Onların "Temiz ve Pis" inançları bahsinde üzerinde teferruatlıca durulacağı üzere, yeni doğum yapan ve ay hali gören kadının, pis olarak kabul edildiği süre zarfında yatağı ailenin diğer bireylerinkinden ayrılmaktadır. Ona, yemek yaptırılmadığı gibi, kendi üzerindeki murdarlığı (pisliği) bulaştırmaması düşüncesiyle, hiç bir surette temizlik yaptırılmamaktadır. Böyle bir olaya Iğdır'da konaklamış olan bir göçmen çingene çadırında şahit olduk. Yeni doğum yapan kadın, bebeğiyle birlikte ailenin diğer bireylerinden uzakta çadırın bir köşesine yatak sererek ayırt edilmişti.





  3. SuskuN PrenS
    Özel Üye
    çingeneler neden müslüman olamaz


    Çingeneler inanç olarak, bulundukları ülkelerinin dinlerini kabul ediyor gözükmektedir. Ancak bütün dünya çingenelerinde genel olarak bulundukları ülkelerin dinlerini kabul etmekle birlikte, bu dinlere karşı oldukça lâkayt kaldıkları yahut bu dinleri sadece görece kabul ettikleri ileri sürülmektedir. Prosper Mérimée meşhur romanı Carmen'de bu konuya temas ederek şöyle demektedir: "Kıptî seciyesinin şayanı hayret bir diğer noktası da, onların din hususundaki lakaydiliğidir Bulundukları memleketlerin dini onların dinidir! Onlar memleket değiştirdikçe din de değiştirirler". Bununla birlikte bulundukları ülkelerin dinlerini gerçekten kabul edip, hayatlarını inandıkları bu dinlere göre tanzim edenlerin olduğunu da belirtmek gerekmektedir. Avrupa çingenelerinin Hıristiyan oluşu gibi, Türkiye çingeneleri de Müslümandır. Aralarında İslâm'ı gönülden kabul edip, bu dinin emir ve yasaklarına uyanları olmakla birlikte, kendi geleneklerindeki dini inançları yaşatanların sayısı da az değildir. Bizim buradaki amacımız, çingenelere yeni bir din ihdas etmek değil, bilakis onların bilmeden ya da bilerek geleneklerinde yaşattıkları inancın ne olduğunu ortaya koymaktır.





+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
çingeneler neden müslüman olamaz,  çingeneler neden müslüman olamazlar,  cıngenlerle musluman lar neden evlenemez