+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Türkiye cumhuriyetini korumak ve daha ileriye götürmek için neler yapmalıyız Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Türkiye cumhuriyetini korumak ve daha ileriye götürmek için neler yapmalıyız









  2. Asel
    Bayan Üye





    Türkiye cumhuriyetini korumak ve daha ileriye götürmek için neler yapmalıyız


    “Uçurum kenarında yıkık bir ülke… Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar… Yıllarca süren savaş… Ondan sonra içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet… Ve bunları başarmak için arasız devrimler.”

    İşte Kemalist cumhuriyeti yaratan büyük mimarın dili ile Atatürkçü cumhuriyetin en kısa, en kesin ve en özlü tanımı.

    Siyasal yazında Atatürkçü cumhuriyet diye bir kavram vardır. Bu kavram Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti ve cumhuriyetin ilkelerini, kurallarını içerir. Ne var ki sözünü ettiğimiz cumhuriyet günümüzde tarihe karışmıştır. Atatürk’ten sonraki siyasal iktidarlar onu koruyamamışlar, yaşatamamışlardır. Ne ilkeleri kalmıştır ortada, ne yapıtları. Bugün o cumhuriyeti yeniden yaratmak zorunda olduğumuz günlerde yaşıyoruz.

    Yaratmak ve yaşatmak zorunda olduğumuz cumhuriyet, tektir. Mayası Kurtuluş Savaşı, temeli Türk devrimi olan Atatürk cumhuriyetidir. Bu cumhuriyetin ilerici, devrimci, laik ve halkçı niteliğidir. Atatürkçü cumhuriyeti korumak ve yaşatmak, bir biçimi korumak ve yaşatmak değildir. Çünkü cumhuriyet, bir biçim sorunu değil, bir devrim, bir yaşam sorunudur. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın devrimci uzantısıdır. Onun tarihten gelen ilerici bir özü vardır. Cumhuriyeti korumak ve yaşatmak demek, bu özü korumak, Türk ulusunu, Türk devrimini ileriye götürmek demektir.

    Atatürkçü cumhuriyetin ne olduğunu Atatürk, Büyük Söylevde şöyle tanımlamıştır: “Biz her araçtan yalnız ve ancak bir görüş noktasından yararlanırız. O görüş noktası şudur: Türk ulusunu çağdaş dünyada layık olduğu kata ulaştırmak.” Atatürk ideolojisinin tüm ilkeleri bu amaca ulaşmanın araçları, Atatürkçü cumhuriyetin vazgeçilmez öğeleridir.

    Hiç kuşkusuz Atatürkçü cumhuriyet, Mustafa Kemal’in deyişiyle yeni bir vatan, yeni bir sosyete, yeni bir devlet ve yeni bir düşüncedir. Bunca yeniliklerin her zaman ayakta ve her çağda canlı durabilmesi için, arasız devrimlerden yanadır Atatürkçü cumhuriyet.

    Politik edebiyatta Atatürkçü cumhuriyetten rahatça söz edebiliriz. Atatürk’ün yaratıcı gücünden, Türk ulusunun yaşantısından ve karakterinden doğmuş olan kendine özgü bir cumhuriyettir Kemalist cumhuriyet. Ve biz bugün, cumhuriyetin ilanından 83, Atatürk’ün ölümünden 68 yıl sonra bu cumhuriyeti yaşatmak davası ile karşı karşıya bulunuyoruz. Atatürk’ün emaneti olan cumhuriyeti her gün biraz daha ilerletemez ve yüceltemezsek, onu koruyor, onu yaşatıyor sayılmayız.

    Atatürkçü Cumhuriyet Nedir

    Atatürkçü cumhuriyet Anadolu coğrafya bütününde, Milli Misak sınırları içinde bütünleşmek demektir. Her türlü serüvenlerden uzak, tüm gerici bağlardan kurtulmuş insanların yaşadığı bir ülke ve böyle bir ülkede meydana gelmiş olan cumhuriyet demektir. Özgürlük demektir, gönenç ve mutluluk içinde yaşayan insanların barınağı bir vatan demektir. Sanat özgürlüğü demektir, bilim özgürlüğü demektir, düşünce ve basın özgürlüğü demektir. Atatürkçü cumhuriyet uygarlık demektir, insanlık demektir, barış demektir. Dövüş ve savaşın değil, hoşgörü ve barışın egemen olduğu bir ülke demektir. Türk dilinin bütünleştirdiği, Türk düşüncesinin geliştirdiği, Türk tarih onurunun meydana getirdiği bir topluluk ve o topluluğun yaşatılması demektir.

    İnanç tutsaklığının karşısındadır ve inanç özgürlüğüne dayanır. Sosyal devlet ve sosyal adalet doğrultusundadır. “Bütün mazlum milletler zalimleri bir gün yok edecektir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum sözcükleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir sosyal duruma erişecektir” diyen büyük bir devlet adamının kurduğu cumhuriyettir.



    “Önce içtimai hürriyetler efendiler, siyasal hürriyet bunun arkasından gelecektir” sözleriyle imtiyazsız sınıfsız bir toplum düzeni yaratmak isteyen bir önderin yapıtıdır Atatürkçü cumhuriyet. “Türk köylüsü efendi olmadığı sürece ülke ve ulus yükselemez” diye haykırarak köylüyü efendi yapmak isteyen, sosyal devletçiliği yaratmaya çalışan, devrimin ilk Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un deyimiyle, “insanın insan tarafından sömürülmesinin önüne geçecek olan bütün tedbirlerin devletçe alınmasını” amaçlayan Atatürk’ün yarattığı bir cumhuriyettir. Bu nedenle özgürlükçü olduğu kadar eşitlikçidir de. Özgürlük içinde eşitlik isteyen, özgürlükle eşitlik arasında denge kurmaya çalışan bir cumhuriyettir. Özgürlüğü ve eşitliği aynı düzlemde görür ve ikisine de saygılı olmaya çalışır. “Eğer devamlı barış isteniyorsa, kitlelerin durumlarını iyileştirecek uluslararası önlemler alınmalıdır. İnsanlığın tümünün refahı açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve düşmanlıktan uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir” demek suretiyle, yalnız kendi yurdunda değil, aynı zamanda tüm dünyada sosyal eşitlikle birlikte sosyal barış isteyen bir devlet kurucusunun yapıtıdır Atatürkçü cumhuriyet.

    Akılcı ve bilimcidir. Aklı ve bilimi egemen kılmak amacındadır. Bilime karşı sonsuz bir sevgi ve saygısı olan Atatürk, cumhuriyetin temelini bilimsel düşünceye dayamak istemiştir. “Düşünmeden inanacaksın” diyen bir felsefenin karşısında yer almıştır. Onun içindir ki Atatürkçülük, “çağdaş bir Rönesans’ tır.”

    Halk Sevgisi ve İnsanlık Sevgisi

    Atatürkçü cumhuriyet halkı sevmektir, insanlığı sevmektir. Barış sevgisi, insanlık sevgisi ve halk sevgisi Atatürkçü cumhuriyetin karakterinde yazılıdır. Atatürk’e göre halkçılık, halkı karşıdan karşıya sevmek, ona oy hakkı tanımaktan ibaret değildir. Halkın eğitilmesi, bilinçlendirilmesi, bilim ve kültürle donatılmasıdır. Cumhuriyeti yalnız sandık cumhuriyeti haline getirmek isteyen bir anlayış, Atatürkçü anlayış sayılamaz. Atatürkçü anlayış, Atatürk gibi düşünmeyi, Atatürk gibi davranmayı ve Atatürk’çe konuşmayı gerektirir.

    Cumhuriyet halk yönetimidir, halka dayalı bir düzendir. Atatürkçü cumhuriyetse halkın mutluluğu, halkın esenliği, halkın gönenliğidir. Atatürk, ilkelerini ortaya koyarken yalnız klasik demokrasinin sağlamaya çalıştığı bir düzeni düşünmüş değildir. Eğer böyle olsaydı, cumhuriyet sözcüğü ile yetinir, ayrıca halkçılık ilkesine yer vermezdi. Oysa Atatürk’te halkçılık ilkesi, cumhuriyetçiliğin içinde değil, yanındadır. Bu ilke cumhuriyetin kuruluşundan çok önce, savaş yıllarında belirlenmiş, şekillenmiş ve billurlaşmıştır. Anadolu devrimcileri 1920’lerde bu ilkeyi TBMM ile “Halkçılık Bildirisi” olarak tüm dünyaya ilan etmişlerdir: “Türkiye Büyük Millet Meclisi, halkın öteden beri maruz kaldığı sefalet sebeplerini yeni vasıta ve teşkilat ile kaldırarak, yerine refah ve saadet ikame etmeyi başlıca hedefi sayar.” Bu nedenle Anadolu devrimi bir halk devrimidir ve bu devrimin felsefesine göre her şey ulus için ve ulusa dayanarak yapılmıştır. Atatürk’ün deyimiyle söyleyecek olursak, “kurtulmak ve yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkın ayağa kalkışı” dır Anadolu devrimi. Bu nedenledir ki 1921 yılında “Halkçılık, demiştir, “sosyal düzeni çalışmanın hukukuna dayamak isteyen sosyal bir öğretidir.”

    Unutmayalım ki Atatürk devrimi Doğu uygarlığından Batı uygarlığına geçiş demektir kısaca. Ne var ki bu geçişte Doğu uygarlığına güç katmış olan Türk ulusunun değerleri tümden ortadan kaldırılamazdı ve kaldırılmadı da. İki uygarlık çatışınca biri yok olmazdı çünkü. İkisi arasında bir sentez meydana gelirdi. İşte Atatürkçü laik devlet ve halkçı cumhuriyet bu sentezden doğmuştur.

    Cumhuriyetin Amacı





  3. Asel
    Bayan Üye
    Atatürkçü cumhuriyetin amacı, laik bir toplum yaratmaktır. Cumhuriyetin temel taşı laikliktir. Önce laik bir devlet kurmuştur Atatürk, sonra da laik bir hukuku yaratmaya çalışmış ve yaratmıştır. Uygarlık alanını ileri bir atılımla değiştirmiş, Türk ulusunu, süresini yitirmiş olan Doğu uygarlığından Çağdaş Batı uygarlığına geçirmek istemiştir. Kısa bir sürede laik toplum yaratılamayacağı için de bu görevi kendinden sonra geleceklere bırakmıştır. Ama ne yazık ki Atatürk’ten sonrakiler, laik toplumu yaratmak şöyle dursun, laik devleti ve laik hukuku bile zaman zaman tehlikeye atmışlardır.

    Türk ulusunun ilerlemesene engel olan tüm odakları ortadan kaldırmayı amaçlamıştı Atatürk. Önce hilafeti, sonra da tekke ve zaviyeleri kaldırmıştı. Sonraki kuşaklar ise tekkeleri ve zaviyeleri açmaya cesaret edemediler ama, dervişleri yaşatmak için türbeleri açmaktan çekinmediler. Softaların kökünü kazımak isteyen Atatürk çocuklarıyla alay etmeye yeltendiler ve “siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” diye seslendiler kendi Meclis Gruplarına. Dini acımasızca sömürdüler ve sömürmektedirler. Bu nedenledir ki cumhuriyetin 82. yılında şeriat özlemi içinde yaşayan, din devleti kurmak isteyen genç insanlar yarattılar yurdumuzda. Ve bugün Atatürk düşmanı genç kafalar yaşamaktadır aramızda. Oysa Atatürk’ün düşmanı olamazdı ve olmamalıydı. Çünkü “bizim düşmanımız yoktur” demişti Atatürk, “eğer varsa o bizim değil, insanlığın düşmanıdır.”

    Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü sevmek, insanlığı sevmektir onun için. Atatürk devrimini ve Atatürkçü cumhuriyeti hep ileri doğru götüremediğimiz, onun ulusal eğitim politikasına saygılı olmadığımız içindir ki, bugün laik devleti, laik cumhuriyeti ve laik toplumu yeniden yaratmak, güçlendirmek ve yaşatmak sorunuyla karşı karşıya kalmış bulunuyoruz.

    Yalan ve Politika

    Gerçekçidir Atatürkçü cumhuriyet. Yalana dolana dayanan politikadan hoşlanmaz. “Millete adi politikacılar gibi yalan vaatlerden nefret ederiz” diyen, “gerçeği konuşmaktan korkmayınız” diye seslenen, “bizim en büyük kuvvetimizi bugün de, yarın da dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık teşkil edecektir” biçiminde konuşan ve bu siyaseti yaşamının sonuna kadar uygulayan büyük ve doğru sözlü bir devlet adamının yapıtıdır. Çağdaş düşünce doğrultusunda, ileri atılımlara, yeniliklere açık, yönü ve yöntemi insanlık sevgisi olan bir cumhuriyettir. Her türlü katı düşüncelerden ve doğmalardan uzaktır. Hiçbir konuda geriye dönüşü yeğlemez.

    Görevimiz, Atatürk’ün 67 yıl önce bize bıraktığı cumhuriyetin kasa bekçiliğini yapmak değildir. Zaten o bekçilik de gereği gibi yapılmamıştır. Atatürk’ün doğrultusunda durmadan ve duraksamadan ilerlemek, değişen dünya ile birlikte güzele ve iyiye doğru değişmek, yalnız çağdaş uygarlık düzeyine değil, o düzeyin de “üstüne çıkmak” tır.

    Ne demişti Atatürk? “Bana yaptıklarımdan değil, yapacaklarımdan söz ediniz” demişti. “Benim Türk toplumuna ve Türklüğün geleceğine ait ödevlerim bitmemiştir. Sizler onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz” demişti. “Durmayalım düşeriz… Her hangi bir hedefe erişmekle yetinmeyeceğiz. Daima daha ileri varmak için çalışacağız” demişti.

    Atatürk cumhuriyeti bir noktada durdurulamaz, bir noktada dondurulamaz onun için. Akıl ve bilim dışı her türlü düşüncesizliğe karşı olan Atatürk, kendisini ve Türk devrimcilerini bir düzlemde durdurmak istememiştir. Bir doktrin kurmaz mıyız, diyen Yakup Kadri’ye, “Doktrin istemem” demiştir, “sonra donar kalırız. Biz yürüyüş halindeyiz.” İşte Atatürkçülük ve Atatürkçü cumhuriyet budur. Asla yorulmak bilmeden koşmaktır. Yorulmaksızın yeni ve ileri düşüncelere, amaçlara yönelmektir…

    Cumhuriyetin Eğitim Yolu ile Yaşatılması

    Atatürk, Türk ulusunun çehresini değiştirecek en önemli devrimin cumhuriyet olduğuna inanmış ve cumhuriyetin temelini ulusal kültür ve ulusal eğitime dayamıştır. 1924 yılında Öğretim Birliği Yasasını çıkararak laik bir eğitim sistemi kurmak istemiştir. Cumhuriyet eğitimi, yaygın ve demokratik bir eğitimdir. Tüm ulusun yetişmesini, gelişmesini ve kültür sahibi olmasını amaçlamıştır. Atatürk’ün belirlemesine göre “ulusal eğitim ışığı, ülkenin her köşesine yayılacak ve her kişiyi aydınlatacaktır.” Vatandaşı bilgisizlikten kurtarmak, ona gerçeği göstermek için ilköğretim zorunlu olacaktır. Eğitimde eşitlik olacak, kadın-erkek ayrımı yapılmayacaktır. Eğitim ve öğretim etkinliklerinin denetimini devlet üstlenecektir.

    Atatürk’ün ulaşmak istediği ülkü, vatansever, çalışkan ve ulusal karakteri yüksek olan bir gençliktir.”Milletin bağrından tertemiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkada kalmayacak” derken , hiç kuşkusuz Atatürk bu gençliği amaçlamıştır. “Atatürk’ün tüm devrimleri cumhuriyeti yaşatmaya yöneliktir. Şu halde, Atatürk devriminin yaşatılması, cumhuriyetin yaşatılması demektir. Atatürkçü düşünceyi, eğitim alanında da yaşatmalıyız. Çünkü Türküye cumhuriyeti bu düşünceler üzerine kurulmuştur. Cumhuriyetin yaşaması, bu düşüncelerin yaşamasına bağlıdır.” (Prof Dr Utkan Kocatürk)

    Cumhuriyetin Bilim ve Sanat Yolu ile Yaşatılması

    Atatürk’e göre bilim ve sanat, cumhuriyet devriminin temellerinden biri, devrimin hayat damarıdır. Türk devrimini bilim ve sanata dayandırmıştır. Uygarlık değişimi bakımından sanata, özellikle güzel sanatlara Atatürk’ün koyduğu cumhuriyetçi ölçü, çağdaşlıktır. Çağdaş uygarlığa geçişte sanatın yaşatıcı damarını Atatürk bir kan değişimi gibi kullanmak istemiştir. Cumhuriyet ancak eski bir uygarlığın kanı tazelenerek yaşatılabilecektir.

    Atatürk’ün uygarlık değişiminde dört büyük nokta vardır. Musiki, dil, tiyatro ve halk bilgisi kaynaklarına dayanan halk kültürü. Bu konularda Atatürk’ün ilkeleri açıktır:

    1) Bir toplumun değişiminde ölçülerden biri muzikte değişimdir. Alaturka muzikle cumhuriyet yaşatılamaz. Muzik değişimi, Türk halk muziğinin zengin kaynaklarının işlenmesine dayanan çok sesli muzik değişimidir. Kısaca bu bir muzik devrimidir. Bu devrim insana ve topluma sevinç ve atılım gücü getirecektir.

    2) Devrimin yaşatılması için dil de değişmelidir. Osmanlıca ile cumhuriyetin bağdaşması olanaksızdır. Ve Osmanlıca ile cumhuriyet yaşatılamaz. Türk düşüncesine, Türk yazınına, Türk bilim diline arı bir halk diliyle varılabilir.

    3) Tiyatro, geniş halk yığınlarını eğiten en eski, en yüce bir sanattır. Batı uygarlığının kökeninde tiyatro vardır. Tiyatrosuz devrim yaşayamaz.

    4) Çağdaş uyanış, geniş anlamda bir halk uyanışıdır. Halka yönelmeyen bir aydınlanma düşünülemez. Halk masallarından destanlara, halk bilgeliğinden halk oyunlarına bu halk uyanışıyla ulaşılacaktır. Osmanlı saray kültürü bu uyanışı yaratamamıştır. Çünkü cumhuriyetin yaşama damarı halktır. Cumhuriyet, halkın kültür varlığına dayanacaktır. Bu düşünceyi uygulama alanına getiren Atatürk, dört büyük kurum meydana getirmiştir: Muzikte devrim için Musiki Muallim Mektebi, ona bağlı Senfoni Orkestrası. Dilde değişim için Türk Dil Kurumu. Tiyatronun çağdaşlaşması için Devlet Konservatuarı. Yaratıcı bir sanat kaynağının folklor tabanını araştırmak için Halkevleri… Ne yazık ki Atatürk’ten sonra gelen siyasal iktidarlar, bu yapıtları koruyamadılar. Türk dil Kurumunu ve Halkevlerini acımasızca kapattılar. Sanat yapıtlarını işlemez duruma getirdiler. Günümüzdeki iktidarsa baleyi belden aşağı bir oyun olarak nitelemektedir.

    Atatürkçü cumhuriyetin görevi özgür insan yetiştirmektir. “Özgür insan demek, emek konusunda özgür insan, öğrenmede özgür insan, doğruyu aramada ve doğru bildiğini söylemede özgür insan demektir. Temel ilke insan özgürlüğüdür. Cumhuriyeti yaşatmak demek, devrimci ve Atatürkçü özü yaşatmak demektir.” (Ceyhun Atuf Kansu)

    Cumhuriyetin Hukuk Yolu ile Yaşatılması

    Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti yaşatabilmek için hukuktan nasıl yararlanılacaktır? Bilindiği gibi cumhuriyetin amacı çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmaktır. Öyleyse çağdaş uygarlık nedir? Tarihin her çağında en uygar ulusların, ekonomileri en gelişmiş uluslar olduğu görülmektedir. Bu gerçeği Atatürk, 17 Şubat 1923 günü İzmir İktisat kongresini açış söylevinde şöyle belirtmiştir: “Tarih, ulusların yükseliş ve çöküş nedenlerini araştırırken bir çok siyasal sosyal durumları sayıp döker. Ama bir ulusun yaşaması ile,, yükselmesi ile, çözülüp çökmesiyle yakından orantılı ve ilgili olan o ulusun ekonomisidir. Tarihin ve deneyin ortaya attığı bu gerçek, bizim tarihimizde de, bizim yaşayışımızda da bütün açıklığı ile ortadadır… Yeni Türkiye’mizi layık olduğu yüksek düzeye ulaştırabilmek için, en çok ekonomimize önem vermek zorundayız.”

    Ne var ki ekonomik kalkınma, çağdaş uygarlık düzeyine erişebilmemizin zorunlu bir koşulu ise de, kuşkusuz tek koşulu değildir. Bunun başka nedenleri de vardır. Bunların en önemlisi adaletin, özellikle sosyal adaletin sağlanmasıdır. Sosyal adaleti gerçekleştiremeyen bir toplum, ekonomik yönden ne kadar güçlü, ne kadar ileri olursa olsun, mutlu bir toplum olamaz. İnsanın mutluluğunu sağlayamayan bir toplum düzenine de uygar düzen denilemez. Görülüyor ki, Atatürkçü cumhuriyetin hukuk yolu ile yaşatılması, her şeyden önce ekonomik yönden kalkınmamıza ve ülkemizde sosyal adaletin gerçekleşmesine bağlıdır. “Adalet ülkenin temelidir” özdeyişi boşuna söylenmemiştir. Bilindiği gibi sosyal bir devlette sosyal adaletin yaratılması devletin bir görevidir.

    Ulusal gelirin bölüşümü de sosyal adaletin önemli bir göstergesidir. Ülkemizde bu bölüşüm, hiç de adaletli değildir. Varsıllar hep varsıl, yoksullar da hep yoksul kalmaktadır. Türk insanı ne yazık ki açlık ve işsizlikle boğuşmaktadır. “Kamu hizmetlerinden yararlanma konusunda da büyük bir adaletsizlik vardır. Köylü çocuklarımız yüksek öğretimden yoksun kalmaktadır. İstatistiklerin belirlemesine göre köylü çocuklarımızın ancak yüzde onu üniversitelere girebilmektedir. Bu, sosyal devlete yakışmayan bir olgudur.” (Prof Dr Bilge Umar)

    Sonuç

    Hiçbir zaman unutmayalım ki Atatürkçülük, Mustafa Kemal’in “bencil olmayan ve gurur bilmeyen milliyetçiliği” ni mukaddesatçılığa dönüştürmemektir. Halkı, insanlığı ve barışı Atatürk gibi sevmek, halkın inanışlarına saygılı olmaktır. Adalet düşüncesini her şeyin üstünde görmek, halkın doygun olmasını sağlamaktır. Laiklik ilkesine aykırı olan gizli mahalle okulları açılmasına göz yummamaktır. Hurafelere ve hurafe edebiyatına güler yüz göstermemektir. Laik devlet, laik hukuk ve laik toplum düşüncesinden ayrılmamaktır. Atatürkçülük adını verdiğimiz “Ulusal Rönesans’ın” dışına çıkmamaktır.

    Bilmeliyiz ki Kemalist cumhuriyetin ilkelerini koruyamazsak, Türk ulusunun mutluluğunu sağlayamayız. Atatürkçü eğitimi, Atatürk’ün bilim ve sanata verdiği değeri önemsemez ve adalet düzenini sağlayamazsak, Kemalist cumhuriyeti yaşatamayız. Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaramayız. Bugünkü koşullarda ilk görevimiz, önce Atatürk ilkelerini uygulama alanına geçirmek, Atatürkçü cumhuriyeti yeniden yaratmak, sonra da o cumhuriyeti korumak ve yaşatmaktır. Bunu başarmak Türk ulusu için tarihsel bir görev haline gelmiştir.


    M. İskender Özturanlı





  4. Ziyaretçi
    Çok temiz olmalı çevreye çop atmamalı şehri korumalıyız

  5. Ziyaretçi
    bence sadece okumalı ve meslek sahibi olmalıyız

  6. Ziyaretçi
    bence çok çalışıp meslek sahibi olmalıyız

  7. Ziyaretçi
    bence vergi toplayıp köprü yaptırmalıyız

  8. Ziyaretçi
    çok iyi yazı bravo çok güzel ve anlamlı

  9. Ziyaretçi
    bencede çok çalışıp meslek sahipi olup cumhuriyetimizi koruyabiliriz arkadaşlar.

+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
cumhuriyetle daha ileriye,  ülkemizi korumak ve güçlendirmek için neler yapmalıyız,  cumhuriyeti korumak için neler yapmalıyız maddeler halinde,  cumhuriyetimizi korumak için neler yapmalıyız maddeler halinde