+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Peygamberlerimiz – Siyer ve Hz.Muhammed Forumunda Peygamberimizin (sav) Hanımları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mineli
    Devamlı Üye

    Peygamberimizin (sav) Hanımları








    Peygamberimizin (sav) Hanımları



    Peygamberimizin (sav) Hanımları Hakkında Bilgi


    * HAZRETİ HATİCE ANNEMİZ [R.A] *
    Hz. Hatice, Hz. Muhammed [s.a.v]in temiz, iffetli ve yüce ahlâk sahibi olan hanımlarının ilki.O, Arapların en asil kavmi olan Kureyş kavminden ve Kureyş kavminin de, en asil, pak ailelerinden idi.Babası Huveylid, annesi Fâtımadır
    Hz. Haticenin baba tarafından soyu Kusayda Peygamberimizin baba tarafından soyu ile birleştiği gibi, annesi tarafından da soyu yine Peygamberimizin baba tarafından dedesi olan Lüeyde bileşmektedir.Hz. Hatice, ticaretle uğraşan zengin, haysiyetli, şerefli bir kadındı.
    Ücretle tuttuğu adamlarla Şama ticaret kervanları düzenlerdi.Hz. Muhammedin doğru sözlü, güzel ahlâklı ve son derece kendisine güvenilen bir insan olduğunu öğrenince, O na ticaret ortaklığı önerdi.Hz. Muhammed [s.a.v] Hz. Haticenin bu teklifini kabul etti.Hz. Hatice Onun başkanlığında bir ticaret kervanını Şama gönderdi.Aynı zamanda kölesi Meysereyide Onunla beraber gönderdi.Meysere, yolculuk sırasında Hz. Muhammed[s.a.v]de harikulade hallere şâhid oldu.Gittikleri yerde, Peygamberimiz [s.a.v] satacaklarını sattı ve alacaklarını da aldı. Ondan sonra geri döndüler.Hz. Hatice bu ticaret kervanından çok memnun oldu.Daha önce gönderdiği ticaret kervanlarına nazaran, bu sefer daha fazla kâr elde etti. Hz. Peygamber hakkında Meysereyi de dinleyince, O na olan itimadı ve sevgisi daha da arttı.O na anlaştıkları ücretten fazlasını verdi ve Hz. Muhammed [s.a.v]e evlenme teklifinde bulundu.Hz. Peygamber durumu amcası Ebu Talibe anlattı.Ebu Talib Hz. Haticeyi Hz. Muhammed için istedi.İki aile anlaştı. Düğünleri o zamanın örf ve adetlerine göre, Hz. Haticenin evinde yapıldı. Düğünde Ebû Talib ve Hz. Haticenin amcası Amr b. Esed birer konuşma yaptılar.İkiside konuşmalarında hikmetli ifadelerde bulundular ve evlenecekler hakkında güzel şeyler söylediler.Ondan sonra misafirlere ikram yapıldı, yemekler yenildi.Ebû Talib nikâhlarını kıydı.Mehir olarak 500 dirhem altın tesbit edildi.O zaman, rivâyetlerin ekseriyetine göre, Hz. Muhammed[s.a.v] 25 ve Hz. Hatice 40 yaşında idiler.Aralarında 15 yaş fark vardı.Bazı rivâyetlerde bu yaş farkının daha az olduğu kayıtlıdır.Rasûlullahın evlendiği ilk kadın, Huveylidin kızı Haticedir.Hz. Hatice ilk olarak Atik b. Azizle evlendi, ondan bir kızı oldu.Onun ölümünden sonra, Temimoğullarından Ebû Hale ile evlendi. Ondan da bir oğlu ve bir kızı oldu.Onun da ölümünde sonra, Rasûlullah[s.a.v] ile evlendi.Hz. Haticenin Rasûlullahden Fâtıma, Ümmü Gülsüm, Zeyneb ve Rûkiyye adında dört kızı, Kâsım ve Abdullah adında da iki oğlu dünyaya geldi. Kelbînin rivâyet ettiğine göre, önce Zeynep, sonra Kâsım, sonra Ümmü Gülsüm, daha sonra Fâtıma, ondan sonra Rûkiyye ve en sonunda Abdullah dünyaya geldi.Ali b. Aziz el-Cürcânîde, Kâsımın Zeynepten daha önce doğduğunu nakletmiştir. Hz. Hatice[r.a], Rasûlullah[s.a.v]e Peygamberliğinden evvel son derece saygı gösterip onu mutlu ettiği gibi, Peygamberliği dönemindede, ona ilk inanan, onunla beraber namaz kılıp ona ilk cemaat olan kişi vasfını kazandı.Daima Hz. Muhammede destek oldu, ona moral verdi, son derece güzel davranış ve sözleri ile, onun başarılarına katkıda bulunmaya çalıştı.Hz. Hatice, Allahın selâmına ve Rasûlullahin övgüsüne nâil olacak derecede faziletli ve şerefli bir kadındı.O, imanda, sabırda, iffette, güzel ahlâkta, kısacası her yönü ile örnek olan bir anneydi.Rasûlullah [s.a.v]
    * Hristiyan kadınlarının en hayırlısı İmrânın kızı Meryem, müslüman kadınlarının en hayırlısı ise, Hüveylidin kızı Haticedir * buyurdu.Bu konudaki diğer bir hadisinin meali şöyledir:
    * Dünya ve âhirette değerli dört kadın vardır. İmranın kızı Meryem Firavun'un karısı Asiye, Hüveylidin kızı Hatice ve Muhammedin kızı Fâtıma *
    Bir gün Cebrâil [a.s.] Rasûlullah [s.a.v]e gelerek şöyle buyurdu:
    * Haticeye Allahın selâmlarını söyle. Rasûlullah [s.a.v]: Ya Hatice, bu Cebrâildir, sana Allahtan selam getirdi deyince, Hz. Hatice, Allahın selamını büyük bir memnuniyetle kabul etti ve Cebrâile de iadei selâmda bulundu *.
    Allahın rızasını, yuvasının mutluluğunu, dünya ve âhiretin huzur ve saadetini düşünen bütün anneler için en güzel örneği teşkil eden Hz. Hatice [r.a.], nübüvvetin onuncu yılında, Ramazan ayında vefât etti ve Mekkedeki Hacun kabristanına defnedildi

    Kaynaklar :
    * a.g.e. s. 302
    * İbn İshak, es-Sîre, Nesr
    * İslâm Tarihi, Mekke Devri, 96
    * İbn Ishak, a.g.e., 59
    * İbn, Sad Tabakat, VIII, 9
    * İbn Hacer, el-İsâbe, 539
    * İbn İshak, a.g.e., 229
    * İbn el-Esir, Usdül-Gâbe, I, 434
    * İbn Hişâm, es-Sîre,, I, 257








  2. Mineli
    Devamlı Üye







    * HZ.AİŞE [R.A.] VALİDEMİZ **Müminlerin annesiHz.Ebubekirın kızı.612 yılında Mekkede doğdu Annesi Ümmü Ruman binti Amir Ibn Umeyrdir. Çok küçük yaşta müslüman olmuştur.Künyesi Ümm-i Abdullah dır.Resulullah ona Hümeyra lakabını vermiş;** Dininizin yarısını bu Hümeyradan alınız * buyurmuşlardır.* Nikahı*Resulullah, ilkzevceleri Hatcetül Kübra hayatta iken başka bir kadınla evlenmemişti.Ölümünden sonra bir müddet daha evlenmedi.Osman İbn Mazun hanımı Hz. Hule binti Hakim, Resulullaha gelerek evlenme konusunu dile getirdi.Resulullah kiminle evleneyim diye sorduğu zaman, Hule:*- Kız da vardır dul kadın da vardır, hangisinmi istersiniz? Dul kadın Sude bint-i Zema, kız ise Ebubekirin kızı Ayşe. Emr ederseniz ben gidip bir ağız yoklayayım.*Hule Zatı Risaletpenahilerinin gönlünün isteğini öğrendikten sonra Hz.ebubekirin evine geldi ve meseleyi kendisine anlattı.O zaman Hz.Ebubekir Resulullah ile din kardeşi olarak sözleşmişti.Cahiliye devrinde söz kardeşlerinin çocukları arasında nikah caiz değildi.Bu yüzden Hz.Hulenin sözüne Hz.Ebubekir hayretle:*- Resulullah benim söz kardeşimdir, bu nasıl olur? der.*Hule meseleyi Resulullaha aktardığında Allah Resulü buyururlar:*-Ebu Bekir benim din kardeşimdir, bu şekilde kardeşler arasında nikah caizdir.*Hz.Ayşenin Resulullaha nikahlanması 620 yılında oldu.Nikahın kıyılmasından iki yıl geçtikten sonra zifaf olmuştur. Nikahını Hz.Ayşe anlatıyor:** Ben nikah olacağım zaman çocuklarla oynuyordum.Annem benim evden dışarı çıkmama bir şey demezdi o zamana kadar benim nikahdan haberim yokdu ** Hicret ve Resulullahın Evine Gidişleri*Resulullah Medineyi Münevvereye vardıktan sonra Zeyd İbni Harise ve kölesi Ebu Rafii ile aile efradını getirtmek için görevlendirdi.Bunlara iki deve ve ihtiyaçlarını tedarik etmek için 500 dirhemde para verdiler.Bir hayli sıkıntıdan sonra Hz.Ayşe annesi ve kızkardeşleriyle birlikte Medineye vardı ve Benu Haris mahallesinde kendi akrabalarının ve yakınlarının yanına yerleşti.Medine havası muhacirlere yaramamış, bir çoğu hastalanmıştı.Hz.Ebubekirde ağır hastalanmış ve ona Hz.Ayşe bakmıştı.İyileşmesinin ardından Ayşe rahatsızlanmış ve yatağa düşmüş, hastalığının şiddetinden saçlarının tamamı dökülmüştü.Bir müddet sonra bu hastalıklar atlatılmıştı.Hz.Ebubekir Resulullaha haber göndererek Ayşeyi niçin eve almadığını sorar. Resulullah Mehriyeyi ödemek için paraları olmadığını bildirirler.Bunun üzerine Hz.Ebubekir ödünç olarak 500 dirhem ona verir.Zatı Saadetleri de bu parayı Hz.Ayşeye gönderir. Bu şekilde Hz.Ayşe koca evine gitme hazırlığı başlar.623 yılında Şevval ayında Resulullahın evine gelir.Hz.Aişe, Medinede Peygamberimizin muharebelerine katıldı ve diğer sahabe hanımları gibi harpte yaralıların tedavisiyle bizzat uğraştı.Uhud gazasında sırtında su ve yiyecek taşıyıp yardım için Peygamber Efendimizin herp yanında kalmıştı.Hatta, peygamberimizin Uhudda müşrüiklerin taşlarıyla yaralanan mübarek yüzlerine, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını sağlamıştı.Hz.Aişe bir ara Uhudda kılıçla cepheye gitmek istemişsede, Resulullah buna müsaade etmemiştir.** İftira*Hz. Aişe anlatıyor:Resulullah sefere çıkmak istediği zaman, kadınları arasında kura çeker, hangisinin ismi çıkarsa onunla giderdi.Benî Mustalik gazasından önce yaptığı gazadada aramızda kura çekti, benim ismim çıktı, bundan dolayı Resulullah ile beraber çıktım ve bu, hicab örtünme âyetinin indirilmesinden sonra idi.Onun için bir hevdece deve üzerine konulan kapalı taşıyıcıya konuldum, dönüşte Resulullah Medineye yaklaşınca bir yerde konakladı, sonra da yola çıkmaya nida ettirdi.Yola çıkmaya seslendikleri sırada ben kalktım ve yürüyüp ordugahı geçtim, tuvalete gittim, yerime dönerken göğsümü yokladım, ne göreyim Zafâr boncuklarından bir dizim vardı, kopmuş düşmüş, bunun üzerine döndüm, kaybolan dizimi aradım, bunu aramak beni alıkoydu.Benim yol nakliyemi yapmakta olan grup varmışlar, hevdeci yüklenmişler ve beni içinde zannetmişler.Çünkü hafif idim, henüz küçük yaşta bir taze idim beni hevdecte sanmışlar, deveyi çekmişler gitmişler.Döndüğüm zaman orada kimseyi bulamadım, bundan dolayı belki beni aramak için dönerler dedim, oturdum. Derken uyumuşum, Safvân b. Muattal ordunun arkasına kalır, insanların eşyalarını araştırır, bir şey kalmış ise kaybolmaması için diğer konak yerine götürürdü, beni görünce tanımış** Allahtan geldik ve yine O na döneceğiz * [Bakara, 2/156] demesiyle uyandım, hemen feracemle yüzümü örttüm, devesinden indi, ben bininceye kadar çekildi, bindim.Sonra deveyi çekti, yürüdü, öğle sıcağında orduya yetiştik; inmişler, bağrışıyorlardı.İndikleri zaman benibulamadıklarından insanlar çalkalanmış, o sırada imiş ben üzerlerine varıverdim, artık herkes beni konuşmuş.Beni lakırdıya almış, helak olan helak olmuş. Resulullah Medineye ayak bastı ve bana bir ağrı, sızı meydana geldi.Fakat rahatsız olduğum zamanlar Peygamber den tanıyageldiğim alaka ve lütfu bu defa görmedim, ancak yanıma giriyor, nasıl o? diyordu.Bu beni işkillendirdi, henüz söylenen sözlerden haberim yoktu, nihayet nekahet dönemine geldim.Bir gece Mıstahın annesi ile hacetimiz için dışarı çıktım, işimiz biter bitmez yine Mıstahın annesi ile odama doğru döndük.Derken Mıstahın annesi mırtı, yani yün çarşafı içinde sürçtü dedi.Ben buna itiraz ettim Bedirde bulunmuş bir zata sövüyor musun? dedim, Haberin yok mu dedi, ne var dedim. Ben dedi, şehadet ederim ki, sen hakikaten Habersiz mümin hanımlar dansın .Sonra ifkçilerin dediklerini anlattı. Derhal hastalık üstüne hastalığım arttı, hemen ağlayarak döndüm. Sonra Resulullah girdi ve nasıl o? dedi. Bana izin ver ,ana babamın yanına gideyim dedim.İzin verdi, ben de anama babama gittim.Anneme: Ey anne, dedim, insanlar neler söylüyorlar? Kızcağızım! dedi, kendini üzme, vallahi bir erkeğin yanında sevgili parlak bir kadın olsun ve ortakları bulunsunda aleyhinde çok laf etmesinler, pek azdır.Daha dedi, bu ana kadar söylenilen sana malum olmadı mı? Ben ağlamaya başladım ve bütün gece sabahı ettim, yine ağlıyordum.Ağlarken babam yanıma geldi, anneme, bu niye ağlıyor dedi.Bu ana kadar söylenilenden bilgisi yokmuş dedi.Babam da ağladı. sus kızım dedi. O gün durdum, göz yaşım dinmiyordu, ana babama ağlamak ciğerimi parçalayacak gibi geliyordu.İkiside yanımda oturmuş, ben ağlıyorken Resulullah üzerimize geliverdi, selam verdi, sonra oturdu.Hakkımda söylenilen söylenileliden beri yanımda oturmamıştı ve bir ay olmuş Allah Teâlâ ona benim bu işimle ilgili vahiy indirmemişti. Sonra dedi ki: Ey Aişe! Hal önemli, senden bana şöyle şöyle söz yetişti, şimde sen bu durumdan temiz ve beri isen Allah, muhakkak seni aklayacak ve eğer bir günaha düştünse Allaha istiğfar ile tevbe et.Çünkü kul tevbe edince Allah Teâlâ tevbeyi kabul eder Ne zaman ki Peygamber konuşmasını bitirdi, göz yaşlarım boşandı, sonra babama Tarafımdan Resulullaha cevap ver dedim. Vallahi ne diyeceğimi bilmiyorum dedi.Bunun üzerine anneme, dedim,Tarafımdan Resulullaha cevap ver.O da Vallahi ne diyeyim, bilmiyorum, dedi.Ben henüz küçük yaşta bir taze idim, Kurân'dan çok okuyamazdım.Yani çok delil getirebilecek halde değildim.Dedim ki: Vallahi ben anladım.Siz bunu işitmişsiniz, hatta gönüllerinizde yer etmiş, inanmışsınız.Şimdi ben size beriyim desem inanmayacaksınız ve eğer benim muhakkak tertemiz olduğumu Allah bilip dururken size kötü bir itirafta bulunsam hemen tasdik edeceksiniz.Vallahi benimle size başka bir mesel bulamıyorum, ancak Yusufun babası o salih kulun ki ismini zikretmemiştim dediği gibi** Artık bana düşen güzel bir sabırdır.Sizin anlattığınıza göre, yardımına sığınılacak ancak Allahtır * [Yusuf, 12/18] dedim, sonra dönüp yatağıma yattım. O halde ben vallahi biliyordum ki, Allah Teâlâ muhakkak beni temize çıkarır.Fakat vallahi, hakkımda vahy-i metlüvu Kur'ân âyet indireceğini zannetmiyordum.Benim işim nefsime göre, Allah Teâlânın öyle okunup tilâvet olunacak bir emir ile tekellüm buyuracağı dereceden çok hakir idi.Ve fakat umuyordum ki, Resulullah uykuda bir rüya görür de Allah, beni onunla temize çıkarır.Allah bilir ya, Resulullah yerinden kalkmamıştı, ehl-i beyitten kimse de dışarı çıkmamıştı.Allah Teâlâ, Peygamberine vahyi indiriverdi, ona vahyedilirken olagelen hal hemen geliverdi ki, kış günüde bile vahyin ağırlığından dolu danesi gibi ter dökülürdü.Bunun üzerine, bir örtü örtüldü ve başının altına bir yastık konuldu.Vallahi ben telaş etmedim, aldırmadım, çünkü beraatimi, suçsuzluğumu biliyordum.Fakat Resulullah açılıncaya kadar, insanların dediklerine hak verecek bir vahiy gelivermek korkusundan, anamın babamın canları çıkacak zannettim.Ne zaman ki Resulullah açıldı, gülüyordu, ilk söylediği kelime şu oldu: Müjde ey Aişe! Rahat ol, vallahi Allah, seni katî olarak akladı dedi. Hamd, Allaha ne sana, ne de ashabına dedim.Annem, dedi Kalk ona! Ben, Vallahi ne ona kalkarım, ne de beraetimi indiren Allahdan başkasına hamd ederim dedim.Burada Allah Teâlâ den itibaren on âyet indirmişti.Bunun üzerine Ebu Bekir Vallahi bundan sonra artık Mıstaha infak etmem dedi.Çünkü ona yakınlığı ve fakirliği sebebiyle nafaka veriyordu.Bu sebeple de Allah Teâlâ şu âyeti indirdi.** İçinizden faziletli olanlar yakınlara vermemeye yemin etmesinler.Allahın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? * [Nur, 24/22],Bunun üzerine Ebu Bekirde Evet, vallahi, Allahın beni mağfiret etmesini severim dedi Mıstaha yine nafakası verilmeye devam edildi.Netice olarak özrüm nazil olunca Resulullah kalktı minbere çıktı, bunları anlattı ve Kurânı okudu ve minberden indiği vakitte Abdullah b. Ubeyye, Mıstaha, Hamneye ve Hassana had cezası vurdu.** Resulullahın Vefatı*Peygamberimiz 632 senesinde hastalandı bu hastalığı onüç gün sürdü.Bu sürenin beş günlük bölümünü diğer hanımlarının yanında sekiz günlük bölümünü ise Hz.Aişe validemizin evinde geçirdi.Haziran ayının beşinde pazartesi günü öğleden önce, mübarek başı, Hz.Aişe validemizin göğsüne yaslanmış olarak vefat etti.Resulullahın vefatınmdan sonra Ashab-ı Kiram, Hz.Aişe vaidemize müminlerin annesi adını vererek, ona büyük hürmet göstermişlerdir.Resul-i Ekremin Hz.Ayşeye muhabbeti fazla idi.Resulullah buyurdu:Hak Teala ile benim aramda bulunan meselede -kadınlar arasında eşitliği gözetmek hususunda imkanı olduğu nisbette dikkat edip adaletten ayrılmadım.Fakat Ayşeye karşı sevgimin fazla olmasına mani olmak kudret ve imkanım dahilinde değildir.Hak Teala bunun için beni afv eylesin.** Son Kırk Yılı*Resulullahın vefatından sonra kırk yıla yakın bir müddet daha yaşamış ve pek çok hadis rivayet etmiştir.Hz. Âişenin bu son kırk yıllık hayatındaki en önemli olay Cemel Vakasıdır.Hz. Osmanın karışıklık çıkaran entrikacı asiler tarafından şehid edilmesinden sonra halîfe olan Hz. Ali, katilleri bulmak ve kısas yapmak hususunda günün şartları gereği olarak sabırla hareket etmeyi uygun bulmuştu.Bu yumuşak davranıştan yüz bulan asiler taşkınlıklarını artırarak fenalıklarına devam ettiler.Durum böyle endişe verici bir hâl alınca Ashâb-ı Kiram'ın büyüklerinden bir kısmı Talha, Zübeyr Mekkeye giderek o sırada hac için orada bulunan Hz. Âişeyi ziyaret edip, olaylara el koymasını ve kendilerine yardımcı olmasını istediler.Hz. Âişede acele etmemelerini, sabırla bir köşeye çekilip Hz. Aliye yardımcı olmalarını tavsiye etti.Ashâb-ı Kirâmın büyükleri de Hz. Âişenin tavsiyesine uyarak, askerleriyle Irak ve Basraya gitmeyi uygun gördüler.Hz. Âişeye de: Ortalık düzelinceye ve halifeye kavuşuncaya kadar bizimle beraber bulun, bize destek ol, çünkü sen müslümanların annesi ve Resulullahın muhterem zevcesisin, herkes seni sayar dediler.Hz. Âişe de, müslümanların rahat etmesi ve Ashâb-ı Kirâmın korunması için onlarla birlikte Basraya hareket etti.Bu gidişi asiler, Hz. Aliye başka türlü anlattılar.Bu arada Hz. Aliyi de zorlayarak Basraya gitmesini sağladılar.Hz. Alide Basraya gelince Hz. Âişeye bir haberci yollayarak, olaylar ve yolculuğu hakkındaki düşüncelerini sordu.Hz. Âişe, fitneyi önlemek ve sulhu sağlamak için Basraya geldiğini; öncelikle katillerin yakalanmasını istediklerini halife Hz. Aliye bildirdi.Bu görüşü Hz. Alide uygun bularak sevindi.Memnun olan her iki taraf üç gün sonra birleşmeyi kararlaştırdılar.Bu barış haberini ve memnunluğu işiten münafıklar birleşmeye engel olmak için, gece karanlık basınca, her iki tarafa da ayrı ayrı askerlerle saldırdılar.Taraflara da: Bakın, karşınızdakiler sözünde durmadı deyip bu gece baskını ile ortalığı karıştırdılar.Karanlıkta neye uğradıklarını bilemeyen müslümanlar harb etmeye başladılar.Her iki taraf da karşısındakini suçluyordu. İşte bu iki müslüman grup arasında meydana gelen çatışmaya Cemel vakası denir.Bu vakada Hz. Aişenin ictihadı Hz. Alinin ictihadına uymamıştı.Buna rağmen galib olan Hz. Ali, müminlere anneliği Kuran-ı Kerim ayeti ile sabit olan Hz. Aişeye ikram ve izzette bulundu.Aliyi sevmek imandandır hadisini haber veren Hz. Âişede Hz. Aliyi çok severdi.Daha sonra Hz. Alinin şehâdetine üzüldü ve çok ağladı.Çünkü, sahâbiler birbirlerini çok severlerdi.Hayatının son devrelerini müctehid olarak bilhassa kadınlara mahsus hallere dair fıkhî hükümlerde fetvalar vererek geçirdi.676 yılında Medine-i Münevverede vefat etti.Cenazesini Ashâbtan Ebû Hureyre kıldırdı.Vasiyyeti üzerine Medinede el-Bakî kabristanına defnedildi.** Giyimleri*Kırmızı gömlek ve siyah örtü giymekle beraber, turuncu elbiseyi tercih ederdi. Ehrama girerken altın yüzük taktığı sarı elbise giymiş olduğu görünmüştür. Arada sırada ipek de giyerdi.Çok kanaatkar olduğu için yalnız bir çiftayakkabısı vardı, bunu temizler temizler giyerdi.Bir fistanı vardı, kıymet itibarı ile 5 dirhem ederdi, fakat bu fistan zamanında o kadar kıymetli idi ki gelinler, düğünlerinde gelir bunu emanet alırlardı.Elbise hususunda çok titiz idi, bir ara yeğeni Hafza ince bir başörtü ile yanına gelmişti.Hz.Ayşe onun baş örtüsünü tutup buyurduen bilmiyormusun Cenab-ı Hak Sure-i Nur da ne buyurmuştur? Sonra kendisine kalın bir başörtüsü verdi.** İlmi ve İçtihadları*Hz. Ayşeden baş diğer hatunlarıda Resulullahın mubarek ağızlarından bire çok söz duymuşlarsada, hiç biri bu sözün hakiki ruhuna Hz.Ayşe gibi nüfuz edememişlerdir.Hz.Ayşe körü körüne taklide muhalifdi.*

    Kaynaklar** Kadın Sahabiler** Şamil İslam Ansiklopedisi





  3. Mineli
    Devamlı Üye
    * HZ.CUVEYRİYE BİNTİ HARİS [R.A.] ANNEMİZ *
    Müminlerin annesi
    Hz.Cuveyriye, Mustalikoğulları kabilesinin başkanı Harris b. Ebi Dirarın kızıdır. İlk ismi kendini beğenmek manasında Berre idi.Resulullah tarafından kadıncık, kızcağız manasına gelen Cüveyriye ismini aldı.
    * İlk evliliği :
    Mustalak kabilesinden amca oğlu Mesafi İbni Safvan ile evlenmiş ve dul kalmıştı.
    * Zatı Saadetleriyle Evliliği :
    Hicretin altıncı yılında Mustakiloğulları Medeneye saldırı için hazırlık yapmaya başladılar.Durumu öğrenen Resulullah onlardan önce davranarak onlardan önce davrandılar.Bütün erkekler, kadınlar ve çocuklar esir olarak alındı. Esirlerin arasında bulunan, kabile reisinin kızı Cüveyriye için, dokuz okkiye altın kurtuluş fidyesi olarak tespit edildi.Cuveyriye yirmi yaşlarındaydı. Kurtuluş fidyesini temin edemeyince Hz.Peygamberimize gelerek:
    - Ey Allahın Peygamberi, benim başıma gelen felaketi biliyorsun.Sabit beni dokuz okkiye kurtuluş fidyesi ile serbest bırakacak.Beni kurtar.
    Resulullah cevap olarak buyurdular ki:
    - Ondan daha hayırlı bir teklifim var, kabul eder misin?
    - Teklifiniz nedir ya Resulullah?
    - Hem o parayı verip seni azat edeceğim, hem de seninle evlenmek istiyorum.
    - Memnuniyetle kabul ederim.
    - Ben de kabul ettim.Bu haber hemen yayıldı.Yüz cibvarında bulunan esirleri ellerinde tutan sahabiler, Biz Allah elçisinin hısımlarını nasıl esir olarak tutabiliriz diyerek tüm esirleri serbest bıraktılar.Bu manzara karşısında serbest kalanlar ve diğer Müstakiloğulları İslama girdiler. Zatı Saadetleri Cuveyriyeyi babasına teslim edip, ondan istedi. Hz.Ayşe bu durum için, şöyle buyurur:
    * Ben Cuveyriye kadar, kendi kavmine hayır bereket getiren bir hatun görmedim *
    * Ahlak ve Adetleri :
    Gayet metin, izzeti nefis sahibi bir hatun idi.Hz.Cuveyriye çok oruç tutar ve çok namaz kılardı.Hayrı sever, kendisi aç durur, yoksulları doyururdu. Bir gün rsulullah onu sabah namazını kıldıktan sonra dua ve zikirle uzun zaman meşgul olurken görmüş ve kendisine şöyle buyurmuştu.
    * Ben senden sonra üç kere, dört kelime söyledim ki, bugün sabahtan beri senin söylediklerinle tartılsa, onlardan daha ağır gelir.Dikkat et, o kelimeleri sana da öğreteyim : Subhanallahi edede halkıhi Allahı yaratıklarının sayısınca tesbih ederim.Subhanallahi rıza nefsihi Allahı razı olacağı şekilde tesbih ederim.Subhanallahi zinete arşıhi Allahı arşının ağırlığınca tesbih ederim Subhanellahi midade kelimatihi Allah kelimelerinin adedince tesbih ederim *
    Bir Cuma günü Zatı Saadetleri, yanına gelmişlerdi o gün Hz.Cuveyriye oruçluydu.Zatı Saadetleri buyurdular:
    - Yarın sen oruç tutacakmısın?
    - Hayır.
    - Dün oruçlumuydun.
    - Hayır
    - Öyle ise iftar et.
    Hz.Cuveyriyedan altmış beş hadis rivayet edilmiştir.
    * Vefatı :
    Hz.Cuveyriye hicri 50 de, 65 yaşında vefat ettiler.Namazını Medine valisi Mervan İbni Hakem kıldırdı ve Bakıy mezarlığında defnedildi.

    Kaynak :
    * Kadın Sahabiler
    * Şamil İslam Ansiklopedisi





  4. Mineli
    Devamlı Üye
    * HZ .HAFSA [R.A] *

    Müminlerin annesi
    Hz.Peygamberimizin risaletinden beş sene önce doğdu.Hz.Ömer kızı. Annesi büyük sahabi Osman b. Mazun kızkardeşi Zeynep. İslamı ne zaman kabul ettiği bilinmemektedir. Hz.Ömerin İslamı kabülünden sonra bütün aile ve yakınlarının müslüman olduğu bilgisinden yola çıkılarak onun da babasıyla birlikte müslüman olduğu söylenebilinir
    * İlk evliliği
    Müminlerin annesi Hz.Hafsa daha önce Huneys b.Huzafe es Sehmi ile evlenmişti.Huzfe Habeşistana hicret eden müslümanlardandır.Hz.Hafsanın da bu hicrete katıldığı yolunda rivayetler bulunmaktadır.Habeşistandan dönen Huzafe daha sonra eşi Hz.Hafsa ile birlikte Medineye hicret etti.Hz.Huneys b.Huzafe Uhud savaşına katılmış ve ciddi biçimde yaralanmıştı. Bu yara sonucu Medinede şehit oldu.
    * Zatı Saadetleriyle Evliliği
    Hz.Hafsa beyinin yarasını bizzat kendisi tedavi etmeye çalışmıştır.Beyinin vefatına çok üzülür ve yas tutar.Nihayet Hz.Ömer dul kalan kızını Hz.Ebubekire nikahlamak ister cevapsız kalır, bu kez o günlerde eşi Resulullahın kızı Rukiyenin vefatı ile yalnız kalan Hz.Osman nikahlamak istersede, Resulullah'ın kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmeyi uman Hz.Osman bire süre düşündükten sonra:
    - Şu günlerde evlenme doğru değil, diyerek özür diler.

    Gerçek bir mümüne yakışacak şekilde kızını salih bir mümine nikahlamak için çaba harcayan Hz.Ömer, neticeye ulaşamayınca büyük bir üzüntüyle Hz.Peygambere gider.Söz sırasında:
    - Ya Resulullah, Osmana şaşıyorum.Hafsayı nikahlamayı teklif ettim yanaşmadı, diye dert yanınca.
    Hz.Peygamberimiz:
    - Sana Osmandan daha hayırlı bir damat, Osmana da senden daha hayırlı bir kaynata tavsiye edeyim mi?
    Hz.Ömer:
    - Evet ya Resulullah.
    Hz.Peygamberimiz buyururlar:
    - Sen kızın Hafsayı bana nikahlarsın, ben de kızım Ümmü Gülsümü Osmana nikahlarım.Bu teklif karşısında bütün dünyalar Hz.Ömer olmuştu.Allah Resulu ile akrabalık kurmak hususunda büyük bir istek duymasına rağmen teklif etmek cesaretini gösteremiyordu.Çünkü Hz.Hafsa, Hz.Ayşenin deyimiyle, Tam babasının kızı yani biraz sert idi.Resulullah bu teklifi ile Hz.Ömerin duyduğu şiddetli arzuyu gerçekleştirerek hem aralarındaki yakınlığı pekiştirmek, hem de onun İslama yaptığı hizmetleri ödüllendirmek istemişti. Resulullah ile Hz.Hafsanın düğünü hicri üçüncü yılını ortalarında yapıldı. Dörtyüz dirhem mehir verildi. Zatı Saadetleri bir ara Hafsayı boşamak istemiş ancak Cebrailin O çok oruç tutan çok namaz kılandır.Senin cennette de zevcendir emriyle talaktan geri dönmüştür.
    * Tahrim Hadisesi
    Hz.Peygamberin eşleri içersinde birbiriyle en iyi anlaşanları Hz.Hafsa ile Hz.Ayşe idi.Hatta ikisinin sebeb oldukları bir takım olaylar üzerine Tahrim Sûresi gelmişti.Zatı Risaletpenahileri helvayı ve balı çok severlerdi.İkindi nemazından sonra hanımlarının yanına gelirlerdi.Bir ara Hz.Hafsanın yanlarına gelmişlerdi. Her zamankinden fazla evde kalınca, kadınlık tabiatının bir eseri olarak, Hz.Ayşenin içine bir kurt düşer, işi kurcalmağa kalkar.Anlaşılıki, bir kadın Hz.Hafsa bir mikdar bal hgediye göndermiştir.Zatı Saadetleride oturup balı yemişlerdir.Hz.Ayşe meseleyi Hz.Sudeye anlatır ve kendisinede şunu öğretir:
    - Zatı Saadetleri senin yanına geleceklerdir, geldiği zaman, söyle Ye resulullah siz Magafir mi yediniz?
    Hz.Sude bu soruyu Resulullaha sorunca, buyurdular:
    - Hafsanın evinde bir az bal yedim.
    - Yediğiniz bal muhtemlen yabani arı balı idi.
    Resulullah, bir ara yine Hz.Hafsanın evine geldiklerinde kendine bal ikram edilmek istendiğinde:
    - Canım bal yemek istemiyor, bundan böyle de bal yemeyeceğim, buyurdular.
    Zatı Saadetleri bal yememeğe karar verince, Vahy gelip aşağıdaki Ayeti Kerime nazil olur:
    * Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allahın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? * [Tahrim Sûresi/1]
    Bu hadiseden sonra, Zatı Saadetleri Hz.Hafsaya tenbih edip kendisine açtığı gizli bir sırrı kimseye söylememesini tenbihler.Hakat Hz.Hafsa Hz.Ayşeden gizleyemez.Bunun üzerine aşağıdaki ayeti kerime nazil kılındı:
    * Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti.Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygambere açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti.Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi.Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi * [Tahrim 3]
    Bu şekilde, Resulullah üzülünce, Hz.ayşe ve Hz.Hafsa ikisi birlikte bir çare aramağa başlarlar bunun üzerine ikisi hakkında aşağıdaki ayet-i kerime nazil olur:
    * Eğer ikiniz de Allaha tevbe ederseniz, yerinde olur.Çünkü kalpleriniz sapmıştı.Ve eğer Peygambere karşı birbirinize arka verirseniz bilesiniz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir.Bunların ardından melekler de ona yardımcıdır *[Tahrim/4]
    * Ahlak ve Adetleri
    Hz.Hafsa dini hususlara kuvvetli bağlı idi, çok geceleri ibadetle geçirir, gündüzleri oruç tutardı.Ömrünün sonuna kadar orucunu bırakmadı.Biraz hiddetli, çabuk kızardı.Bazen, Zatı saadetleriyle çekişmeğe bile cesaret ederlerdi.Sahih-i Buharide Hz.Ömerden Hz.Hafsa hakkında bir rivayet nakl edilmiştir:
    * Cahiliye devrinde kadına pek önem verilmezdi. Bir ara benim bir işim oldu, karım bu konuda konuşmak isteyince bağırarak: - Sana ne oluyor, bu işe sen nasıl karışırsın? Karım:
    - Sen bana söz söyletmek istemiyorsun, halbuki senin kızın Resulullaha karşı söz söyleyip cevap bile veriyor. Bende bu sözü duyduktan sonra Hafsaya gittim ve sorup, mesele nedir diye anlamak istedim.
    - Annen böyle söylediğine göre, demek sen Resulullaha karşı geliyormuşsun? Sakın bundan böyle bunun gibi hareket yapayım demeyesin.Yoksa azabı İlahiden kurtulamazsın, diye kendisini korkuttum. *
    * Vefatı
    Hz.Hafsa hicri 45 yılında Medinede vefat etmiştir.

    KAYNAK:
    * Kadın Sahabiler
    * Şamil İslam Ansiklopedisi


  5. Mineli
    Devamlı Üye
    * HZ. Sevde (SUDE) BİNT-İ ZEMA *
    Müminlerin annesi
    İsmi Sude idi.Babası Zema İbni Kays, annesi ise Şemmus bint-i Kays idi.
    * İlk evliliği
    Kendi amcazadesi Kekran Ibn-i amr ile evlenmişti.Sekran Habeşistandan Mekkeye geldiği zaman Hz.Sude de onun yanında idi.Her ikisininde İslama intisabları aynı zamanda olmuştu. Sekranın Mekkede vefatından sonra, iddet müddetinin sona ermesini müteakip Resulullah haber gönderip nikahlanma isteğini ilettiler.Hz. Sudenin ilk kocasından Abdurrahman isimli bir oğlu olup, Cilevla savaşında şehit olmuştu.
    * Zatı Saadetleriyle Evliliği
    Hz.Sude, Hz.Haticeden sonra Resulullahın evlendiği ilk hatun idi.Bu sıralar Hz.Haticenin vefatı nedeniyle Peygamberimiz pek üzgün idiler, yalmnızlık çekmekteydiler.Hz.Osman Ibn-i Mazunun karısı Hz.Hule kendilerine:
    - Ya Resulullah, yeniden evlenmezmisiniz? diye sorar.Resulullah bu sorusunu nazari itibare alınca, durum Hz.Sudeye iletildi, oda memnuniyetle kabul ederek.
    - Fakat usulü gereğince birde babama sorayım, dedi. Kısa zamanda bütün hazırlıklar tamamlandı, 400 dirhem mukabilinde Zatı Risaletpenahileriyle nikahlandı. Resulullahın vefatından sonra evden hiç çıkmadı.
    * Ahlak ve Adetleri
    Hz.Ömer Ibn-i Hattab , bir kese içinde Hz.sudeye para göndermişti.Hz. Sude:
    - Bu da ne? buyurdular.
    - Paradır.
    - Hurma gibi keseye mi girdi para? dedi ve hepsini hemen orada ihtiyaç sahiplerine dağıttı. Hz.Ayşe r buyuruyor:
    - Ben hiç kıskanması olmayan kadın görmedim, yalnız Hz.Sude de kıskançlıktan eser yoktu.Sude kadar da hiç bir kadını kendime bu kadar yakın hissetmedim. Zannederimki, onunla benim ruhumuz iki ayrı vucudda bulunan bir tek ruh gibidir.Hz.Sude çabuk kızardı.Bazen en ufak şeye bile kızar, gücenirdi.Fakat aynı zamanda latifeden de hoşlanırdı.Çok kere Resulullahı güldürecek sözler söylerdi.Bir ara Zatı Risaletpenahilerine:
    - Dün akşam ben sizin arkanızda namaz kılıyordum. siz rukuda o kadar geciktiniz ki, ben burnumdan kan geliyor zannettim, bunun için de kan dökülmesin diye burnumu tutmak zorunda kaldım. Bunu duyan Zatı Saadetleri gülümsediler.
    * Vefatı
    Hz.Sude Hz.Ömerın hilafetinin son yıllarına doğru vefat eder.
    Bir gün Resulullah huzurunda mubarek zevceleri sorar:
    - Ya Resulullah, bizden hangimiz en evvel size kavuşur, dersiniz?
    Resulullah buyururlar:
    - Hanginizin eli en büyük ise
    Bunun için Resulullahın vefatından sonra hatunlar ellerini ölçer,Hz.Sudenin eli hepsinden büyük çıkar.Fakat aralarında ilk önce Hz.Zeynep vefat edince mesele anlaşılır.Eli büyükden maksat çok sadaka ve hayrat veren, eli açık olan demekmiş.Aralarında bu vasfı en çok taşıyan Hz.Zeynep idi.


    KAYNAK:
    * Kadın Sahabiler
    * Sahihi Buhari


  6. Mineli
    Devamlı Üye
    * HZ.ÜMMÜ HABİBE [R.A] *
    Müminlerin Annesi
    Ebu Süfyanın kızı olan Ümmü Habibenin ismi Remledir.Arap örf ve adetlerinden dolayı, ilk evliliğinden doğan kızı Habibeden dolayı Ümmü Habibe künyesini almıştı.Annesi Safiye bint-i Ebu lasdır.Bu hanım Hz.Osmanın baba ve anne bir halası idi.
    * İlk evliliği
    Zatı İffetpenahileri ilk önce Ubeydullah İbn-i Cuhuş ibni Refah ile evlenmişti. Ümmü Habibe, İslam gelmeden önce Hanif dinine bağlı idi.İslamın ilk günlerinde kocası Ubeydullah ile birlikte, Müslüman olmuş.Bu yüzden kocası ile birlikte müşriklerin eza ve cefasına maruz kalmıştı.Bu eziyetlerden kurtulmak için Habeşistana giden ikinci kafile içinde yer aldı.Ancak dini uğruna yurdunu terk eden Ubeydullah Habeşistana vardığında papazların tesiri ile İslamdan dönerek irtidad Hristiyanlığa girdi.İrtidad olyından önce Hz.Ummu Habibe bir rüya görmüştü.Kocasının suratı gayet çirkinleşip maymuna dönmüştü.Son zamanlardaki hareketlerindeki değişiklikler ve bir rüya ortada bir şeyler olduğunu gösteriyor, ancak bir şey diyemiyordu. Rüyanın ertesi günü kocası onu karşısına alarak: Önceleri din konusunu uzun uzadıya düşünmüştüm. Hristiyanlıktan daha hayırlı bir din görmeyip Hristiyan olmuştum.Sonra Muhammedin dinine girdim ve şimdi tekrar Hristiyanlığa döndüm sözleri ile kocasının gerçekten İslamdan çıktığını anladı.Ümmü Habibe rüyasını kocasına anlatıp onu İslama davet etmeyi çalıştıysa başarılı olamadı.Kocası da onun üzerinde Hristiyanlığa döndürmek için çok büyük baskı uygulamış ama bu çabaları sonuçsuz kalmıştı.Hz.Ümmü Habibe dininde sebat gösterdi. Kocasından ayrıldı.Ubeydullah ise içki alemlerinde öldü gitti.
    * Zatı Saadetleriyle Evliliği
    Hz.Ummu Habibe yapayalnız kalmıştı.Habeşistanda gurbet bir ülkede dul bir kadın idi.O Mekkenin yüksek aristokrat bir ailesine mensuptu.Bu yüzden kolay kolay evlenemezdi.Korunmaya muhtaçtı.Babası ebu süfyan henüz Müslüman olmamış, Müslümanların en büyük düşmanlarındandı.Babasının yanına dönemezdi.Resulullah Ümmü Habibenin bu durumunu haber almıştı, iddeti bittikten sonra nikah için kendilerine haber ulaştırdılar.Bunun için Amr İbn-i Umeyye Damari. Habeşistan hükümdarına gönderildi.Zatı saadetlerinin, mümesili gelince, Hükümdar kendi cariyesini Hz.Ummu Habibeye gönderip, meseleyi anlattı: Resulullah s.a.v., senin nikahın hakkında bana bir mektup göndermiştir.Şimdi sen bu işe razı isen, bir vekil tayin eyle de nikah işini tamamlayalım diye bildirdi. Hz.Ummu Habibe de Halid İbn-i Saidi kendisne vekil tayin etti ve nikahın tamamlanmasını bildirdi.Akşam üzeri Habeşistan Hükümdarı, Müslümanları topladı ve Hz.Cafer İbn-i Ebu Talibi de çağırıp, şahitlik ettirdi ve kendisi nikahı kıydı.Aynı mecliste Zatı Risaletpenahilerin ödemesi için dört yüz dirhem mehriye kararlaştırıldı ve bu mehriye nakden Halid İbn-i Saide verildi.Nikah bitip, hakl dağılıp gitmek üzere iken Hükümdar Saide dönüp: Gitmeyin, durun. Enbiyanın sünnetidir ki, nikah zamanında yemek yene ve öyle gidile Hepsi oturdular yemek yedikten sonra ayrıldılar.
    Nikah kıyıldığında Hicri 6.yıl idi ve Hz.Ummu Habibe 36 yaşında idi.Nikahdan birkaç gün sonra diğer müslümanlarla birlikte iki gemiyle yola çıktılar. Medinenin limanı olan yere geldiler. Resulullah Hayber Gazasında Ketibe Kalesinin fethi ile meşgul idi.Tam o sırada onlarda geldiler Peygamberimiz:
    Bilmemki bu iki şeyin hangisi ile sevineyim, Hayberin fethi ilemi ,yoksa Cafer'in gelişi ile mi? diye sevincini belirtmişti.Buarada Hayberden alınan ganimetlerden Habeşistan muhacirlerinede hisse verildi. Peygamberimizin diğer hanımları bu yeni eşi iyi bir şekilde karşılamak istediler. Başlangıçta Hz.aişe onda kendisini kıskandıracak bir şey bulamadı. Zira yaşı fazlaydı. Onu kendi tarafına çekmek istedi. Ebu Süfyanın kızı bunu kabul etmedi.Ebu Süfyan kızının düşmanı ile evlenmesine kızması gerekirken aksine o bir bakıma memnuniyetini ifade etti.O reddeedilemeyecek bir erkektir diyerek bu evlkiliği tasvip ettiğinide gösterdi.Resulullah, Ümmü Habibe için daha önceden bir oda yaptırmıştıki bu oda diğer hanımlarınınkine göremescide en uzak olanı idi. Resulullah'ın emriyle Bilal, Hz.Ümmü Habibeyi odasına götürmüş.O da orada bir süpürge bulmu, yanındaki kölesi ile birlikte odayı temizlemiş, bir kıl yaygı sererek odayı döşemişti.Resulullah eve akşam olup geldiğinde güzel bir koku hissetmiş, odayıda döşenmiş olarak görünce: Kureyş kadınları etrafı döşeyen, yerleşik kadınlardır. Bedevi ve arabi değilerdir buyurarak Hz.Ümmü Habibenintemizlik ve döşeme zevkini takdirt etmişlerdir. Peygamberimizin, onunla evlenmesi, onun sabrının, cihadının ve çektiği sıkıntıların bir mükafatı idi.Ayrıca bu evlilik İslam Hukuku bakımından da önem taşımaktaydı. Çünkü bu nikah Gaybi nikah olarak icra edilmişti.
    * Resulullahdan sonraki günleri
    Peygamberimiz ile dört yıl evli kaldıktan sonra, Resulullahın vefatından sonra zahidane bir hayat yaşadı.Peygamberimizin diğer hanımları gibi saygı ile karşılandı.İslam tarihinde ortaya çıkan fitne ateşinden uzak kaldı.Ancak bununla beraber, dayısının oğlu olan III.Halife Hz.Osmanın evinin muhasarası esnasında onun evine geldiği, orada bulunan asilerden bir adamın onun baş örtüsünü çektiği, Hz.Ümmü Habibenın ona beddua ettiği, bu bedduanında derhal yerine geldiği kaynaklarda bildirilmektedir.
    * Ahlakı
    İmanı kuvvetli bir hatun idi.Bu hususta ne yakınını nede akjrabasını kâle alırdı. Babası Ebu sufyan kafir iken bir ara Medineye gelmiş, Resulullah ile anlaşmak istiyordu.Daha evvelki anlaştmayı biraz geniş tutmak istiyordu.O ara kızınıda görmek istedi.Kızının evine gelerek Resulullahın şiltesine oturmak istiyince kızından sert muamele gördü.Hz.Ümmü Habibe şilteyi kaldırdı ve babasının bu şilte üzerine oturmasını istemedi.Ebu süfyan buna çok içerledi:
    Kızım, senin bu şilten o kadar kiymetli midirki, babnı onun üzerine oturtmak istemiyorsun? Hz.Ümmü Habibe buyurdu: Evet, çok kiymetlidir, zira bu şilte Zatı Risaletpanahilerininin şiltesidir.Sen müşrik olduğun için pissin, sen oturamazsın. EbuSufyan: Sen benden sonra büsbütün bozulup gitmişsin
    Hadislere çok dikkat ederdi.Başkalarınada bu hususta tavsiyede bulunurdu. bir ara yeğeni Ebu sufyan İbni Said onun evine gelmişti Kendisine abdest almasını tavsiye edip şöyle buyurdular:
    Resulullah buyurmuşlardır:
    * Her kim bir şey pişirecek olursa abdest alması iyidir *
    Babası vefat ettiği zaman, güzel kokular, sürünüp, iyi elbiseler giyerek, Resulullah buyurdular:
    * İman sahibi bir kadın için her hangi bir şekilde üç günden fazla matemli bulunmak caiz değildir.Ancak kocası için, bunun müddeti dört ve on gündür *
    * Vefatı
    Hicri sene 44 de Muaviyenin hilafetinde vefat etti.O zaman 73 yaşında idi. Vefatından önce Hz.Ayşeyi çağırarak.Benimle senin ve diğperlerinin arasında münasebet vardı.Her ne kadar aramızda hataen bir şey geçmiş ise, senden afv etmeni isterim.Af ve hayır dua ile yad edip, benim için mağfiret talep et. Hz.Ayşede dua edip:
    * Sen beni memnun etmişsin, Hak Teala da seni memnun kılsın buyurdular *

    Kaynak :
    * Kadın Sahabiler
    * Şamil İslam Ansiklopedisi
    * Sahih-i Buhari


  7. Mineli
    Devamlı Üye
    * ÜMMÜ SELEME [R.A.] *
    Müminlerin annesi
    İlk hicaba giren hanım
    Asıl adı Hinddir.Oğlu Selemeden dolayı, Ümmü Seleme diye adlandırılmıştır. Babası Ebu Umeyye bint-i Mugayre İbn-i Ömer İbn-i Mahzun, annesi Atik bint-i Amir İbn-i Rabia İbn-i Malik Kinaniye idi.
    * İslamiyete intisabı
    Kocasıda kendiside ilk müslümanlardandı.Nübüvvetin ilk günlerinde halkın keşmekeş olduğu zamanlarda, Hakkın nerede olduğunu anlayıp İslam halkasına girmişti
    * Hicret
    Beyi ile birlikte Habeşistana hicret etmişler.Orada bir müddet kaldıktan sonra Medineye geldiler.Medinye geldikten sonra felaketlerle karşılaştı.Kendi dilinden olay şöyle anlatılır: Ebu Selem e ile Medineye gelmeğe karar verdik.Bir devemiz vardı.Bu deveye çocuğumuz Seleme ile birlikte binmiştik.Ebu seleme de devenin yularını tutmuş yürüyordu.Benu Mugayre mıntıkasına geldik. Bunlar benim baba tarafımdan aşiretim idiler.Ebu selemeye eziyete etmeğe başladılar veBizim kızımızı sen neden böyle fena bir durumda bulundurursun? dediler.Yuları Ebu Selemenin elinden aldılar ve beni kendileri ile alıpgötürdüler. O ara, Ebu Selemenin aşireti Benu Abdül-Esed halkı da çıka geldi.Onlar da oğlum Selemeyi aldılar ve Beni Mugayrelilere şöyle dediler: Madem ki siz kendi kızınızı kocasından ayırıp almak istersiniz, biz de kendi çocuğumuzu elbette ki sizin yanınızda bırakmayız.İşte bu şekilde ailemiz dağıldı.Üçümüzden her birimiz bir tarafda, birbirimizden ayrıldık Beni çekişmeler esnasında hırpaldılar, fenalık geçirdim. Hicret hükmü verilmiş olduğundan, Ebu Seleme Medinenin yolunu tutup yola devam etti.Çünkü Ebu Seleme ne kendi aşiretine ne de beni m aşiretime söz anlatamamıştı.Yapayalnız Medineye vardı.Ben de kendi aşiretime geldim.Sabahleyin evden çıkar, bir toprak yığınının üzerine oturur akşama kadar ağlardım.Bir sene böyle geçti.Bir gün bu perişan halimi gören biri bana bir şeyler olmasından korkarak aşiretin ileri gelenlerini toplayarak: Siz ne biçim insanlarsınız? Bu zavallı kadından ne istersiniz? Niçin bunu çocuğundan ve kocasından ayırırsınız? Niçin bunları birbirine kavuşturmazsınız? Adamcağız bunları öyle içtenlikle söylüyorduki, herkes tesir altına kaldı.Bana acvıdılar ve kocamın yanına gitmeme müsaade ettiler.Beyimin aşiretide, bunun üzerine çocuğumu getirip teslim ettiler.Bana bir deve bir havdec temin ettiler. Oğlumla yapayalnız yola koyulduk.Ne yapacağımı şaşırmıştım İşte o sırada Osman İbn-i Talha çıka geldi.Nereye gitmek istediğimi sorup, neden yalnız başıma lkaldığımı öğrenmek istedi Ben de kimsem olmadığını ve başımdan geçenleri anlattım.Bana yardım etti.Konakladığımız zaman çeker gider uzakta bir ağacın altında istirahat ederdi.Medine yakınlarında Kaba mevkine geldiğinde Ebvu Selemyi bulup beni teslim ederek, kendisi Mekkeye döndü.
    Hz.Ümm-i Seleme, Osman Ibn-i Talha'nın bu iyiliğini her zaman hatırlar ve bu hususta hep şöyle derdi. Ben Osman Ibn-i Talhadan daha yüksek seciyeli ve iyiliksever bir insan görmedim .
    * İlk hicaba giren hanım
    Hz.Ümmü Seleme hicaba ilk girmiş bulunan Mesture hatun idi.Medineye örtünerek gelmişti.Yüksek bir aileye mensub idi.Kaba mevkine geldiği zaman, halk kendisine kim olduğunu surduğunda Ümeyyenin kızıyım dediğinde kimse inanamıştı.Çünkü o zamanlar asil ailelerin kadınları yalnız başına yola çıkmazlardı.Nerde Ebu ÜĞmeyyenin kızı çıksın.Hz.Ümmü Selem İslam için, Hak Teâlanın emri için bu yolculuğa katlanmıştı. Ya Rabbi ondan daha iyisini onun yerine koy.Daha hicret henüz bitmişti.Kocasına yeni kavuşmuştu. Ebu seleme cihad için uhud gazasına katılır.Bir ok ile yaralanır.Bir ay kadar tedavi sonucu iyileşir. ancak aradan zaman geçtikçe eski yara yeniden açılır, bir türlü düzelmek bilmez ve vefat eder. Hz.Ummu Seleme vefat haberini Rersul-i ekreme ulaştırır.Resulullah evlerine teşrif eder, gönüllerini alır, sabır tavsiye ederek şöyle buyururlar: Ey Ummu Seleme şöyle dua et: Ya Rabbi ondan daha iyisini onun yerine koy. Sonra Resulullah s.a.v., Ebu Selemenin cenazesinin başı ucuna geldiler ve cenazenin hazırlanması ile bizzat meşgul oldular. Cenaze namazını kıldırdılar ve namazda dokuz tekbir aldılar.Halk, neden böyle yaptıklarını sorunca, buyurdularki. Bu zat bin tekbire müstehaktır. Ebu Seleme vefat ettiği zaman gözleri açık idi.Zatı Saadetleri kendi mübarek elleriyle onun gözlerini kapattılar ve kendileri için mağfiret duasında bulundular.
    * Zatı Saadetleriyle Evliliği
    Ebu Selemenin vefatında Hz.Ummu Seleme hamileydi.İddet geçtikten sonra Hz.Ebu Bekir, bu hatunun yalnızlığını ve kimsesizliğini düşünerek evlenem teklifinde bulundu, fakat Hz.Ummu Seleme kabul etmedi. Zatı Saadetleri olan bitenlere çok üzülmüş ve müteessir olmuştu, bu sefer kendisi Ummu selemeye bir teselli olmak üzere kendisine nikah haberi gönderir,Hz.Ummu Seleme elbetteki emr-i Saadeti kabul etmiyorum sdiyecek değildi.Ancak bir kaç gün gecikti ve bazı şartlar ileri sürdü.Resulullahda şartları kabul buyurdular.
    Hicri 4.sene Şevval ayında, nişkah akdi tamamlandı.Acısı dinmiş, ömrünün sonuna kadar da bu saadetin tadını aklından çıkarmamıştı.. Ebu Selemenin onun için ettiği duası kabul olmuştu: Ya Rabbi benden sonra karım Ummu Seleme'ye benden çok daha iyi bir koca nasib eyle. Zati saadetleri, Hz. Ummu Seleme ile nikahlanınca kendisine ev eşyası olark, bir çift el değirmeni, iki su tulumu, bir yatak ve içi hurma lifleri ile doldurulmuş iki yastık, lütf ettiler.işte yeni evlilerin ev eşyasu bu idi.Zatı Saadetleri, diğer hanımları içinde bunun aynısını vermişti..Hz.Ummu selemenin güzelliğini duyan Hz.Ayşe nikahtan sonra gıpta eder, kendisini görmeğe gelir.Görünce: Ummu Seleme, söylendiğinden daha da çok güzeldir der.Gelir meseleyi Hz.Hafsaya anlatır. O da: Halk böyle demiş ve sen tesir altında kalmışsın, güzelliğine güzel ama bira mübalağa etmişler..Hz. Hafsa böyle demesineder ama içini bir kuruntu alır. İkisi birlikte gidip görürler ve iyice dikkat ederler.Bu sefer Hz.Ayşe şöyle der: Hafsa haklıdır. Hz.Ummu Seleme Resulullah ile evlendikten ve evine geldikten sonra Zatı Saadetleri kendini ilk görmeye geldiklerinde, Hz.Ummu Seleme, kucağında süt çocuğunu emzirmekteydi.Resulullah bu durumu görünce geri çıkarlar.Süt kardeşleri bu durumu haber alınca üzülürler ve çocuğu alıp kendi evlerine götürürler.Bir kaç gün evlerinde baktıktan sonra çocuğu geri getirirler. Hz.Ummu Seleme, Resulullah ile evlendiği ilk gün bile kendi eli ile yemek pişirmişti.Tesadüf aynı gün kadın sahabilerden Hz.Zeynep Bint-i Huzeyme vefat eylemişti.Koca evine geldiğinin hemen akabinde, onun evine gidip, yokladıktan sonra derhal işe girişir, hemen bir tencere alır, bir parça yağ eritir, daha önce öğütüp hazırlamış olduğu unu ve tatlıyı karıştırıp, gayet nefis ve lezzetli bir yemek hazırlar Ev eşyası daha önce getirilip hazırlar ve bu yemeği yerler.
    * Çocukları
    Yalnız ilk kocasından çocukları vardı.Seleme ve ömer isimli iki oğlu ve Zeynep isminde bir kızı.
    Seleme : Habeşistanda doğdu.Zatı Saaadetleri onu Hz.Hamza kızı Emame ile evlendirdi.
    Ömer: Hz.Ummu Seleme ile birlikte Zatı Saadetlerinin evine gelmişti.Efendimizin, ihtimamı ile büyütüldü.Hz.Ali Keremullahü Vechehü zamanında, Fars ve Bahreyn valisi idi.
    Zeyneb: İsimleri ilk önce Birre idi.Zati saadetlerinin evine geldikten sonra Zeynep koydular.
    * Ahlakı ve Adetleri
    Hz.Ummu Seleme , hayatını zuhd ü ibadetle geçirmiş bir hatundur.Dünyanın aldatıcı şeylerine teveccüh etmezdi.Bir ara bir gerdanlık takmıştı.Zatı Saadetlerinin hoşlanmadığını görünce hemen çıkardı ve bir daha takmadı.
    Her ayın ilk pazartesi, perşem be ve cuma günleri oruçlu olurdu.İlk kocasından olan yanında getirdiği çocuklarına karşı son derce müşfikdi.Defalarca Zatı Saadetlerine sormuştu:Bunlara gösterdiğim şefkat karşılığı ben ne kadar sevap elde edeceğim? Buyurdular:Evet sevap elde edeceksin, hem de çok.
    Namaz vakitlerinin faziletlerine de çok dikkat ederlerdi, buyurdular: Zatı saadetleri öğle namazını erken kılarlardı.Siz ise, ikindiye bırakıyorsunuz.
    Çok eli açıktı. Başkalrınıda cömertliğe davet ederdi.
    * Faziletleri ve Menkibeleri
    Kendisinden rivayet edilmiş bir çok hadis kitaplarda mevcuttur.Hadis dinletmek ve öğretymek hususunda çok meraklıydı.Saçları kirlenmişti, tam yıkayacağı sırda, Zati Saadetleri mimbere çıkmış ve hutbe irad buyuruyorlardı. Fahri Kainat, Eyyühannas Ey halk diye sesini yükseltince,Hz.Ummu Seleme elindekileri bir tarafa koyup hemen caminin yolunu tuttu ve şöyle dedi: Öyle ise biz halka dahil değil miyiz? Camiye girip hutbeyi ayakta dinledi.
    * Vefatı
    Hz.Ummu Seleme , Resululllahın en son vefat eden hanımıdır.Vefat ettiği zman 84 yaşındaydı.Hicretin 63. yılı idi.Cenaze namazını Ebu Hureyre kıldırmıştı.Zamanın idareciside namazına iştirak ederdi.Hz.Ummu Seleme valinin namazını kıldırmaması için vasiyet etmişti.Medine valisi o zaman Velid İbn-i Utbe idi.

    Kaynak
    * Kadın Sahabiler
    * Şamil İslam Ansiklopedisi
    * Sahih-i Buhari


  8. Mineli
    Devamlı Üye
    * ZEYNEB BİNTİ HUZEYME [R.A] *
    Müminlerin annesi
    İsmi Zeyneb. Lakabı Ümmül-Mesakin fakirler anası.
    İlk evliliği Abdullah Ibn-i cuhuş ile olmuş.Hicretin 3. yılında Uhud gazasında beyi şahit olunca, aynı sene Resulullah ile nikahlanlandı.Ancak bu birliktelik üç ay sürdü. ahiret seferine çıktı.Hz.Zeyneb, Hz.Haticeden sonra Resulullahın hayatta iken vefat eden ilk hanımıdır.Vefat ettikleri zaman, 30 yaşlarındaydı.
    Cenaze namazını bizzat Zatı Risaletpenahileri kıldırdı.Bakıy mezarlığına defnedildi.Gerek Cahilliye, gerekse İslami dönmede fakirlere çok acıdığı, onlara karşı merhametlive şefkatli davrandığı, karınlarını doyurup sadaka verdiği için Ümmül-Mesakin diye isimlendirilmişti.İslamın belki de hicretin üçüncü yılından itibaren yayılmasında oynadığı küçümsenmeyecek bir rolü bulunmaktadır. Hz.Zeynebin kabilesi Amir b.Sasa, o dönem Arabistanın en kuvvetli kabilelerinden biri idi.Bu kabilenin İslam ile olan münasebetleri, hicretinüçüncü senesinde, müslüman tebliğcilerin şehit edilmesi edilmesi ve bilahere bu kabileden iki müslümanın bir müslüman tarafından islamı kabul ettiklerini bilmeden öldürülmesi üzerine acıklı bir şekilde bozulmuştu.Bu büyük kabilenin İslama karşı taşıdığı düşmanlığın devam etmemesi için bir şeyler yapmak gerekiyordu.Bu sebeple daha önve evlenip, dul kamış olan ve menvi tesiri herkes tarafından kabul edilen Zeyneble evlenen Resulullah bu düşmanlığı ortadan kaldırmayı hedeflemişti. Böylece o kabilenin, islam'a karşı olan kin ve düşmanlığı de bir ölçüde hafifletilmiş olacaktı.
    Hz.Zeynep binti Hüzeyme hakkında 3 aylık kısa birsüre içinde bizlere intikal eden pek fazla bir şey bulunmamaktadır. Hiç çocukları olmamıştır.

    Kaynak :
    * Kadın Sahabiler

  9. Mineli
    Devamlı Üye
    Hz.Safiye (ranh)

    "Ümmehâtül-Mü'minin" (Mü'minlerin anneleri)'nden biri olan Safiyye, Huyeyy b. Ahtab adında Medine'deki yahudilerden Nadiroğulları kabilesi reisinin kızıydı. Huyeyy, Hz. Peygamber (s.a.s)e karşı müşriklerle işbirliği görüşmeleri yapan ve bundan dolayı müslümanlar tarafından Medine'den uzaklaştırılan Nadiroğulları'nın lideriydi. Bu zorunlu göçten sonra bu kabilenin bir kısmıyla Hayber tarafına gitmişti. Ahzab savaşında, Huyeyy de hücum edenlerle beraber gelmiş ve Kureyzaoğullarını müslümanların aleyhine kışkırtmak için onların kalelerine girmiş, sonra da onların uğradığı akibete uğramış ve orada öldürülmüştü. Huyeyy'in kızı olan Hz. Safiyye'nin annesinin adı Durra idi.
    Safiyye, önce kendi kabilesinden Sellam b. Miskem ile nikahlanmış; bir süre sonra boşanarak Kinâne b. Ebi Hukayk ile evlenmişti. Bu eşi de Hayber savaşında öldürülenler arasındaydı. Ayrıca yine bu savaşta Safiyye, eşi ve babasıyla birlikte kardeşini de kaybetmişti. Safiyye savaş esirleri arasındaydı. Bazı kaynaklar Safiyye'nin asıl isminin Zeyneb olduğunu kaydeder. Arabistan'da reislere veya hükümdarlara düşen ganimet hissesine "Safiyye" denildiği ve bu sebeple, Zeyneb de Hayber savaşında esir olarak Rasûlüllah (s.a.s)'in hissesine düştüğü için ona "Safiyye" denilmişti. Esirler toplandığı zaman Dihyetül-Kelbî, Hz. Peygamber (s.a.s)'den bir cariye istemiş. O da Safiyye'yi vermişti. Ashabtan birinin, Safiyye'yi peygamberimizin almasının daha uygun olacağını, zira bir reis kızı olduğu için mevkiinin bunu gerektirdiğini söylemesi üzerine, Safiyye'yi geri almış, ona da başka bir cariye vermişti.
    Hz. Peygamber, Yahudiler ile bir anlaşma imzaladıktan sonra Safiyye'ye İslâm ve Yahudilik hakkındaki görüşünü sordu. "Ey Allah'ın Rasûlü! islâmı arzu etmiş ve sen davet etmeden önce seni tasdik etmiştim. Babam da senin davanın doğruluğunu itiraf ederdi. Fakat ırkçılık onu götürdü.
    Ben Allah'tan başka ilâh olmadığına ve senin Allah'ın Rasûlü olduğuna kesinlikle inanıyorum" cevabını alınca onu âzad ederek onunla evlenmişti.
    Hz. Peygamber (s.a.s), yeni hanımını yakından tanımaya fırsat bulabildiği ilk gece onun yanağında yeşil bir benek gördü. Sorması üzerine Safiyye'nin cevabı şu olmuştu: "Bir süre önce rüyamda, gökteki ayın yerinden ayrılıp göğsümün üzerine düştüğünü gördüm; bunu kocama anlattığımda o" Sen şu Medine kralı ile evlenmek istiyorsun" dedi. Ben ise senin hakkında o sırada hiç bir şey duymamıştım. Buna rağmen tutup suratıma şiddetli bir şamar indirdi; İşte bunun izi hâlâ devam etmektedir".
    Hz. Muhammed (s.a.s) düğününün yapıldığı gece, eşini kabilesinin uğradığı zarar ve kayıplar konusunda teselli etti ve Hayberlilerin kendisini bu konuda zorladıklarını izaha çalıştı. İslâm'a ve onun peygamberine karşı çok samimi hislerle bağlı olan Hz. Safiyye, aynı zamanda asil, zeki, güzel ve dindar bir kadındı. Özellikle tutumluluğuyla tanınırdı. Diğer bir hususiyeti de pişirdiği yemeklerdi. Hz. Safiyye'nin mutfağında pişen yemekler, onun aile fertleri, yani ehl-i beyti arasında çok beğenilirdi. Öte yandan, Hz. Peygamber (s.a.s)'den birkaç hadis rivayeti de vardır. Rasûlüllah da Hz. Safiyye'ye hürmet ve sevgide özen gösterirdi. Bir gün, bir seyahat esnasında Hz. Safiyye'nin devesi hastalanmış Hz. Peygamber (s.a.s) de, Hz. Zeyneb'e, develerinden birini ona ödünç vermesini istemiş, ancak o "Devemi bir Yahudi asıllıya mı vereyim?" demişti. Hz. Peygamber (s.a.s) onun bu sözünden çok müteessir olmuş ve Hz. Zeyneb ile iki ay görüşmemişti.
    Hz. Safiyye H. 50/ M. 670 yılında vefat etmiştir. Rasûlüllah (s.a.s)'ın vefatından sonra, uzun bir ömür sürmüş olan Hz. Safiyye, ölüm döşeğinde iken, sahip olduğu mallarının üçte birini, Yahudi dininde ısrar edip kalmış olan bir yeğenine vasiyet etmişti. Zira islâm hukukuna göre, gayr-i müslim akrabaya sadaka câizdi. Bu durumda mirastan hisse almaya hak sahibi olmayanlar için vasiyette bulunmak mümkündü. Ancak bazı müslümanlar bu vasiyetin yerine getirilmesine karşı çıktılarsa da, Hz. Muhammed (s.a.s)'in bir diğer eşi ve döneminin hukuk otoritesi Hz. Aişe; lehine vasiyet yapılanın tarafını tutacak bir biçimde araya girerek, vasiyetin yerine getirilmesinin islâm hukukuna uygun olacağını ifade etti. Halbuki Hz. Aişe ile Hz. Safiyye, Hz. Peygamber (s.a.s)'in sağlığında zaman zaman dargın durmuşlar, ancak dargınlıklarına hemen son vererek helâlleşmişlerdi.
    Hz. Safiyye Medine'de Baki' mezarlığında toprağa verilmiştir (İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübrâ, Beyrut (ts.), VIII,120-129; Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1980, II, 740-741; Mevlana Sıbli, Asr-ı Saadet, çev. Ö. Rıza Doğrul, İstanbul 1981, II, 162-163).


  10. Mineli
    Devamlı Üye
    HZ.Zeynep Binti Cahş (ranh)



    Zeynep binti Cahş radıyallahu anhâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin diğer bir hanımı islâmiyeti ilk kabul eden hanım sahâbîlerden Efendimizin hala kızı ibadete düşkün oluşu ve cömertliğiyle meşhur Fakirlerin, gariblerin annesi diye anılan takvâ erlerinden Kendi el emeği ile geçinen, dikiş, nakış ve el işi yaparak kazandığı paraları fakirlere infak eden sehâvet sahibi bir mücâhide Nikâhını Allah Teâlâ’nın kıydığı bir bahtiyar Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimizin ahirete göç eylemesinden sonra kendisine ilk kavuşan annemiz
    O, bi’setten yirmi sene önce Mekke’de doğdu. İlk iman edenlerden oldu. Asıl adı Berre idi. Resûl-i Ekrem (s.a) onu Zeynep olarak değiştirdi. Babası Beni Esad kabilesinden Burre olup annesi de Rasûlullah’in halası Ümeyye binti Abdülmuttalib’dir. Abdullah İbni Cahş (r.a)’ın kızkardeşidir.
    O, ilk hicret edenler arasında yer alarak Mekke’den Medine’ye hicret etti. İlk muhacirlerden oldu. Bekârdı. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz onu evlâtlığı Zeyd İbni Hârise (r.a) ile evlendirmeyi düşündü. Cahiliye devrinin yanlış âdetlerinden birisini daha yıkmak istedi. Kölelerin aşağılanmasını ortadan kaldırmak ve islâmiyetin insanları eşit saydığını göstermek üzere Zeyneb’e dünürcü olarak gitti.
    Zeynep ve kardeşleri bu işi uygun görmediler. Hür bir kadının, azâtlı biriyle evlenmesi o günki örfe göre imkân dahilinde değildi. Bunu içlerine sindiremediler. Hatta Zeynep tavrını şu ifadeleriyle ortaya koydu: "Ya Rasûlallah! Ben senin halanın kızıyım. Ona varmaya râzı değilim. Ben Kureyşliyim." dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ Ahzab sûresinden 36. âyet-i kerîmeyi nâzil buyurdu. Meâlen:
    "Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."
    Zeynep binti Cahş (r.anhâ) tekrar Rasûlullah (s.a)’a sordu: "Yâ Rasûlallah sen, Zeyd ile evlenmemi istiyor musun?" dedi. Efendimiz de: "Evet!" buyurdu. Bunun üzerine o: "Rasûlullah’a âsî olamam" dedi ve kabul etti.
    Fakat Hz. Zeyd ile Hz. Zeynep arasında samimi bir sevgi ve sıcak bir anlayış hâkim olamadı. Evlilik onlara rahat getirmedi. Geçimsizlikleri arttı. Bu beraberliğin uzun ömürlü olamıyacağını sezen Zeyd İbni Hârise (r.a) durumu Fahr-i Kâinat (s.a)’e açma zarûretini duydu ve Efendimize gelerek: "Ya Rasûlallah! Ben ailemden ayrılmak istiyorum." dedi. İki Cihan Güneşi Efendimiz bu söze üzüldü. Kendisinin sebeb olduğu bir ailenin dağılmasına gönlü râzı olmadı. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz ona: "Eşini tut, boşama. Allah’tan kork!.." buyurdu.
    İki Cihan Güneşi Efendimiz bu âilenin devam etmesi için gayret ediyordu. Fakat gönüller bir defa soğumuştu. Ülfet edebilmek, tahammül gösterebilmek bir hayli zorlaşmıştı. Buna rağmen âile olarak beraberlikleri bir sene devam etti. Geçimsizlikleri son haddine vardı. Bu birlikteliğe tahammülü kalmayan Zeyd (r.a) nikah akdini bozmak zorunda kaldı. Zeynep (r.anhâ)’yı boşadı.
    Resûl-i Ekrem (s.a) bu hadiseye çok üzüldü. Ancak cahiliye âdetleri toplumu kara bulutlar gibi sarmıştı. Bir kimse evlâtlığının hanımı ile evlenemezdi. Allah Teâlâ bu yanlış anlayışların, bâtıl âdetlerin kalkmasını murad etti. Çok geçmeden vahyini indirdi. Ahzab sûresinin; 4 ve 5. âyetleriyle bu konuyu açıklığa kavuşturdu. Şöyle ki: Meâlen:
    " Evlâtlıklarınızı öz oğullarınız gibi tanımadı. Bu, sizin ağızlarınızdaki lâfınızdır. Allah, hakkı söyler ve O, doğru, yolu gösterir. Onları babalarına nisbetle çağırın. Bu Allah katında daha doğrudur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yoktur. Fakat kalblerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."
    Bu âyetler nâzil olunca azâd edilmiş köleler ve evlâtlıklar, öz babalarının adıyla anılmaya başlandı. Öz babası bilinmeyenler de eski efendilerinin dostu ve din kardeşi oldular.
    Aradan bir zaman geçti.
    Daha sonra da ayet, bu konudaki endişeleri izale eden hükmü bildirdi. Allah Teâlâ Ahzab suresi: 37-40. âyetlerini inzal buyurdu. Meâlen:
    "(Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir."
    "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir."
    Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz bu âyetleri duyduğu zaman: "İşlerin en büyüğü en faziletlisi ona nasib olmuş ve Allah onu gökte Resûlüne nikâhlamıştır. Zeynep, bize karşı bununla iftihar edecek, öğünecektir." dedi.
    Zeynep binti Cahş ile iki Cihan Güneşi Efendimiz, hicretin beşinci senesinde evlendi. O sırada Zeynep (r.anhâ) annemiz 35 yaşlarında idi. Mükellef bir düğün ziyafeti verildi. Enes İbni Mâlik (r.a)’in annesi Ümmü Süleym (r.anhâ) o gün Medine hurmasını yağ ile karıştırarak özel bir yemek yaptı. "Hays" adı verilen bu yemeği Enes ile birlikte Efendimize gönderdi. Yemek iki kişiye zor yeterdi. Ama Allah dilerse bir orduya yetirirdi.
    Enes o zamana kadar hiç görmediği bir manzara ile karşılaştı. İki Cihan Güneşi Efendimiz ona: "Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’yi çağır" dedi. O hayretler içerisinde gitti çağırdı. Efendimiz tekrar Enes’e: "Mescidde kim varsa, yolda kimi görürsen davet et!" buyurdu. Enes büsbütün şaşırdı. Bu kadar yemek kime yetecek diye kendi kendine alıp verdi? Ama emre uyarak dışarı çıktı. Kimi gördü ise düğün yemeğine çağırdı. Ulaşılabilen ashabın hepsi grup grup gelmeye başladı. Habib-i Kibriya (s.a) efendimiz yemek kabını ortaya koydu. Bereketlenmesi için duâ etti ve: "Onar onar sofraya otursunlar ve herkes önünden yesin." buyurdular. Çağırılan herkes o yemekten doyasıya yedi. Enes (r.a) diyor ki: "Yedikçe kaptaki yemek çoğalıyordu. Adetâ alttan kaynıyordu. Davetlilerin hepsi yedi ve doydu. Getirdiğim yemek aynen ortada idi." Resûl-i Ekrem (s.a) bana: "Yâ Enes! tabağı kaldır." buyurdu. Tabağı zevcesinin yanına koydum ve annemin yanına döndüm. Gördüklerimi hayretler içerisinde anneme anlattım. Annem bana "Hayret etme. Cenâb-ı Hak o yemekten bütün Medinelilerin yemesini dilemiş olsaydı, hepsi de yer ve doyardı." diyerek bunun bir mûcize olduğunu söyledi.
    Ne iman! Ne muhabbet! Ne ülfet! Ne teslimiyet! Ey yüceler yücesi Allahım böyle bir iman, muhabbet, ülfet ve kaynaşmayı bizlere de nasib et! Amin.
    Zeynep (r.anhâ) annemizin düğün ziyafeti tesettür ayetlerinin nüzûlüne de vesile oldu. Davetliler yemekten sonra kalkıp gitmişti. Üç kişi vardi ki, onlar oturmuş çene çalıyorlardı. İki Cihan Güneşi Efendimiz onların kalkıp gitmesi için odaya girip çıkıyordu. Fakat onlar bu hareketten anlamıyorlardı. Efendimiz (s.a) annelerimizin odalarını ayrı ayrı dolaştı geldi yine onlar konuşuyordu. Can sıkıcı bu hadise üzerine Allah Teâlâ Ahzab Sûresi: 53. ayet-i celileyi nâzil buyurdu. Meâlen:
    "Ey iman edenler! Peygamberin evlerine yemeğe dâvet olunmadan vaktine de bakmadan girmeyin. Ancak davet edildiğiniz zaman girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamberi üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama, Allah hakkı söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından birşey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah’ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız aslâ câiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır."
    O günden itibaren Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizin âileleri, mü’minlerin anneleri, perde arkasına çekildiler. Kıyamete kadar gelecek islâm hanımefendilerine örnek teşkil ettiler. İnsanlık haysiyet ve şerefini böyle muhafaza ettiler. İffet timsâli nezih bir hayat sürdüler. Gözler ve gönüller islam’ın bu güzellikleriyle huzur ve sükûn buldu. İnsanlık bu ölçülerle mutlu oldu. İnsan kıymeti ancak bu şekilde bilindi. İnsan insanlığının şerefine erdi.
    Zeynep binti Cahş (r.anhâ) annemiz ibâdete düşkün, takva sahibiydi. Çokça nâfile namaz kılar, nâfile oruç tutardı. Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz bir gün mescitte iki direk arasında bağlı bir ip gördü. "Bu ip nedir?" diye sordu. Ashâb-ı Kiram da: "Zeynep annemizin" dediler. Namazda ayakta durmaktan yorulunca bu ipe tutunur diye ilâve ettiler. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz bu hareketten pek hoşlanmadı. Bunun üzerine: "ibadette böyle güçlüğe girilmez. Bu ipi çözünüz. Sizler zinde oldukça ayakta kılın." buyurdular.
    O, vefâkâr bir hanımefendiydi. Hakkı teslim ederdi. Dürüştlükten ayrılmazdı. Birgün, münâfıklar Hz. Aişe annemize iftira atmışlardı. İki Cihan Güneşi Efendimiz bu konuda Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (r.anhüm)’ün fikirlerini sordu. Bu arada Zeynep (r.anhâ) annemizin de görüşünü almak istedi. Bunun üzerine Zeynep annemiz bütün insanlığa örnek olacak şu cevabı verdi:
    "Ya Rasûlallah! Ben işitmediğimi işittim demekten, görmediğimi gördüm demekten kendimi korurum. Onun hakkında vallahi hayırdan başka bir şey bilmiyorum." dedi.
    Bu cevap hem Habib-i Ekrem (s.a) Efendimizi hem de Hz. Âişe (r.anhâ) annemizi çok sevindirdi.
    Zeynep binti Cahş (r.anhâ) annemizin en bâriz vasıflarından biri de cömertliği idi. O, dünya malına önem vermezdi. Kendi el emeği ile geçinirdi. Dikiş ve el işi yapardı. Deri tabaklar onları diker ve deri eşyalar üretip satardı. Elde ettiği kazancı Allah yolunda fakir ve yoksullara dağıtırdı. Ömrü boyunca sehavet üzere yaşadı. İnfak etmek onun için büyük bir zevkti. Hz. Âişe (r.anha) onun cömertliği hakkında şöyle der:
    "Ben, dini yaşama konusunda Zeynep’ten daha hayırlı, ondan daha çok Allah’tan korkan, ondan daha doğru sözlü, akraba hakkını ondan daha çok gözeten, Allah’ın rızâsını kazanabilmek için fakirlere ondan daha çok sadaka veren bir kadın görmedim."
    Yine onun cömertliğini ortaya koyan bir örnek de şudur:
    "Hz. Ömer (r.a) sahâbîlere hazineden maaş bağlamıştı. Zeynep annemize de bağladığı maaşı gönderdi. Zeynep annemiz bu kadar çok parayı görünce şaşırdı ve: "Allah Ömer’i affetsin. Diğer kardeşlerimin hisseleri de bunun içinde mi?" diye sordu. Parayı getirenler: "Hayır! Bunların hepsi senindir." dediler. Bunun üzerine o: "Sübhanallah!" diyerek örtüsü ile yüzünü kapadı ve hizmetçisine: "Elini sok, o paradan bir avuç al, falan oğullarına götür. Bir avuç al, filan’a ver." diyerek akrabasına ve kimsesizlere dağıttı. Örtünün altında avuçlayacak bir şey kalmadı. Hizmetçisi: "Ey mü’minlerin annesi! Allah sizi affetsin. Bunda bizim de payımız var." dedi. Bu söz üzerine Zeynep annemiz örtünün altında kalanlar da senin olsun dedi ve gelen paranın hepsini dağıttı. Hz. Ömer (r.a) annemizin bu davranışından haberdar olunca bin dirhem getirdi. Onun kapışında durdu, selâm verdi ve: "Gönderdiğim parayı dağıttığını duydum. Bari bunları elinde tut." dedi.
    Zeynep (r.anhâ) o parayı da ihtiyaç sahiplerine dağıttı. Üstelik ellerini açtı ve bütün samimiyetiyle şöyle duâ etti.
    "Allahım! bundan sonra beni Ömer’in ihsanını almaya eriştirme. Çünkü bu dünya malı bir fitnedir." dedi.
    Kanaat ve cömertlik büyük bir hazine idi. Fakiri, yoksulu sevindirmek iki Cihan Seâdetini elde etmekti. Vermek, infak etmek dağıtmak onun en büyük zevkiydi.
    Bu yüce hasletlerinden dolayı o, Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimize vefatından sonra ilk kavuşan annemiz oldu. "Bana en önce kavuşacak olanınız kolu uzun olanınızdır." hikmetli sözünün muhatabı olarak anıldı. Kolu uzun olmak cömertlikten kinaye olarak söylenmişti.
    Zeynep binti Cahş (r.anhâ) vâlidemizin yapmış olduğu samimi duası Allah katında kabul buyuruldu ve hicrî 20 yılında 53 yaşında iken Medine’de vefat etti. Bir daha maaş alamadı. Cenâze namazını Hz. Ömer (r.a) kıldırdı. Cennetü’l-Bakî kabristanlığına defnedildi. Cenâb-ı Hak şefaatlerine nail eylesin. Amin.




    Şamil islam ans.


+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


: