+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Eski Misafir Soruları Forumunda bilim insanları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    bilim insanları








    bilim adamları değil bilim insanları. teşekkürler çok güzel ama democritus ve daltonun karşılaştığı güçlükler yok. lütfen 2 saat içinde yazarsanız çok iyi olur. teşekkürler







  2. Hozukcan
    Emekli





    Niels Bohr (1884-1962)

    Kopenhag'da (Danimarka) doğdu ve yaşamının büyük kısmını orada geçirdi. Oradaki üniversiteden 1911 yılında doktorasını aldıktan sonra Bohr, bilimsel ufuklarını genişletmek amacıyla, İngilte­re'ye gitti. Rutherford'un Manc-hester'daki laboratuarında Bohr, yeni keşfedilmiş ve mevcut fizik ilkeleriyle çelişki içinde olan ato­mun çekirdekli modeli ile tanıştı.
    Bohr, ışığın kuantum kuramının atomun yapısını anlamakta anahtar olduğunu seziyordu. 1913'te Kopenhag'a döndüğünde, bir arkadaşı Bohr'a, hidrojenin bir seri tayf çizgisi için Balmer'in verdiği bağıntı­nın ilgisini çekebileceğini önerdi. Bohr daha sonra "Balmer'in bağıntısını görür görmez, benim için herşey anında açıklığa kavuştu" demiştir. Kuramını oluşturmak için Bohr, iki dev­rimci fikirle işe başladı. Bunlardan birincisi, atomdaki bir elektronun çekirdeğin etrafında sadece belirli yörüngelerde dolanabileceği; diğeri ise atomun sadece, bir elektron izin verilen bir yörüngeden bir diğerine atladığında bir foton ya­yımlanabileceği veya soğurulabileceği idi.
    İzin verilen bir yörünge için koşul nedir? Bunu bulmak için Bohr karşılığı bulunma ilkesi olarak bilinen bir ilkeyi yol gösterici olarak kullandı. Kuantum sayıları çok büyük oldu­ğunda, kuantal etkiler çok belirgin olmamalı ve kuantum ku­ramı klasik fizikle aynı sonuçları vermelidir. Bu ilkeyi uygu­layınca, izin verilen bir yörüngedeki elektronun açısal momentumunun h = h/2n 'nin katları olması gerektiğini gördü. On yıl sonra, Louis de Broglie, açısal momentumun kuantumlanmasını, hareketli elektronun dalga özelliğini kul­lanarak açıkladı.
    Bohr, sadece Balmer serilerini değil, hidrojenin bütün tayf serilerini açıklamayı başardıysa da kuramının yayınlanması büyük tartışmaya yol açtı. Einstein, kuramının şevkli bir des­tekleyicisi olmasına rağmen klasik ve kuantum kavramlarının cesurcasma karıştırılması hakkında şu yorumu yaptı: "İnsan başarılarından [kuramının] dolayı utanç duymalıdır, çünkü bu başarılar Cizvitlerin 'Sağ elinin yaptığını sol elin bilmesin' özdeyişine uyma pahasına kazanılmıştır." Başka tanınmış fizikçilerin hissettikleri rahatsızlık daha derindi: Otto Stern ve Max Laue, eğer Bohr haklı çıkarsa fiziği bırakacaklarını söy­lediler. (Daha sonra fikirlerini —iyi ki— değiştirdiler.) Bohr ve diğerleri, bu modeli, çok elektronlu atomlara genişletmeye çalışırken zaman zaman —örneğin, o zaman bilinmeyen haf­niyum elementinin özelliklerinin doğru olarak önsöyülme-sinde— başarılı oldular fakat gerçek ilerleme için Wolfgang Pauli'nin 1925'teki dışarma ilkesini beklemek gerekti.
    1916'da Bohr, Rutherford'un laboratuarına döndü ve 1919'a kadar kaldı. Aynı yıl, kendisi için, Kopenhag'da bir kuramsal Fizik Enstitüsü kuruldu ve ölümüne kadar burasını yönetti. Enstitü, buradaki düzenli toplantılarda yapılan fikir alışverişleriyle uyartılan kuantum kuramcıları için sanki bun­ları dünyanın her tarafından çeken bir mıknatıs gibiydi. Bohr 1922'de Nobel ödülü aldı. Son önemli çalışmasını, 1939'da yaptı. Yeni keşfedilmiş olan çekirdek bölünmesinin neden bazı çekirdeklerde olup diğerlerinde olmadığını açık-lamak için, bir büyük çekirdek ile bir sıvı damlası arasındaki benzer­liği kullanmıştı. II. Dünya Savaşı sırasında Bohr, New Mexico'daki Los Alamos'ta (ABD) atom bombasının geliş­tirilmesine katkıda bulundu. Savaştan sonra Kopenhag'a dön­dü ve burada 1962'de öldü.




  3. Hozukcan
    Emekli
    Albert Einstein (1879-1955)

    Tüm zamanların en büyük fizikçilerinden biri olan Albert Einstein, Almanya’nın Ulm kentinde doğdu. Bir delikanlı olarak pek az zeka umudu verdi ve öğretmenin “sen asla birşey olamayacaksın Einstein” sözleri üzerine katı bir disiplin uygulayan Alman okul sistemini terketti. Einstein Halya’da bir tatilden sonra, eğitimini İsviçre Federal Politeknik Okulu’nda 1901’de tamamladı. Einstein çok az derse katıldığı halde, bir arkadaşının tuttuğu mükemmel ders notları sayesinde kursları geçmeyi başardı. Einstein akademik bir görev bulamayınca, Bern’deki İsviçre Patent Bürosu’nda kıdemsiz bir memur olarak görev aldı. Bu görevde iken ve “boş zaman”larda teorik fizikteki kişisel çalışmalarına devam etti. Einstein 1905’te 26 yaşında, fizikte devrim yaratan dört bilimsel makale yayımladı. (Aynı yıl Ph. D. derecesini aldı). Bu makalelerden biri, ona 1921’de Nobel fizik ödülü kazandıran fotoelektrik olayıyla ilgiliydi. Bir diğeri, bir sıvı içinde asılı küçük parçacıkların düzensiz haraketleri,yani Brown haraketi ile ilgiliydi. Diğer iki makale, onun fiziğe hepsinden daha önemli katkısı olarak kabul edilen özel görelilik kuramı ile ilgiliydi. Einstein 1915’te kütle çekimini uzayın yapısına ve zamana bağlayan genel görelilik kuramı üzerine çalişmasını yayımladı. Bu kuramın en çarpıcı öngörüsü, ışığın bir kütle çekim alanı tarafından saptırılabilmesidir. Astronomlar tarafından 1919’da tutulmuş yakınındaki parlak yıldızlar üzerinde yapılan ölçümler Einstein’in öngörüsünü doğruladı ve Einstein birdenbire dünyaca tanınan bir şöhret oldu. Einstein, İsviçre ve Çekoslavakya’daki akademik görevlerden sonra 1913’te, Berlin’deki Kaiser Wilhelm Enstitüsü’nde onun için yaratılmış özel bir görevi kabul etti. Bu onun, maddi sorunlardan ve rutin görevlerden arınmış olarak, tüm zamanını araştırmaya ayırmasını sağladı. Einstein 1933’te, o zamanlar Hitler’in yönetiminde olan Almanya’yı terketti ve böylece diğer milyonlarca Avrupalı Yahudiyi bekleyen kötü sonuçdan kurtulmuş oldu. Einstein aynı yıl, ömrünün sonuna kadar kaldığı Princeton’daki ileri Araştırmalar Enstitüsü’nde özel bir görevi kabul etti. Einstein 1940’ta Amerikan vatandaşı oldu. Einstein bir pasifist olduğu halde, bir nükleer bomba geliştirme programını acilen başlatması için Başkan D. Roosvelt’e bir mektup yazması konusunda, Leo Szilard tarafından kandırıldı. Sonuç, altı yıllık Manhattan projesi ve 1945’te II. Dünya Savaşı’nı erdiren Japonya’daki iki nükleer patlama oldu.









    Einstein modern fiziğin gelişmesine çok önemli katkılarda bulundu. Bunlar arasında ışık kuantumu kavramı ve 40 yıl sonra Lazer’in bulunmasına önayak olan uyarılmış ışınım yayılması düşüncesi de vardır. Einstein, bir bilimsel devrimci olarak kendisi rol oynadığı halde, kuantum mekaniğinin 1920’lerdeki gelişmelerinden çok rahatsız oldu. Özellikle, kuantum kuramının en önemli öğesi olan oldukça başarılı bir görüşü, yani olaylara olasılık açısından bakışı hiçbir zaman kabul etmedi. Ömrünün son birkaç on yılını, kütle çekimi ile elektromanyetizmanın bir araya getirildiği, bir birleştirilmiş kuram için, başarısız bir araştırmaya ayırdı.




  4. Hozukcan
    Emekli
    Enrico Fermi (1901-1954)

    Roma'da doğdu ve doktorasını Piza'da yaptı. Göttingen ve Leiden'de, yeni kuantum mekani­ğinin önderleriyle çalışarak geçir­diği sürelerden sonra İtalya'ya döndü. 1926'da Roma Üniversite-si'nde elektronlar gibi, Pauli dışarma ilkesine uyan parçacıkla­rın istatistik mekaniğini araştırdı; sonuç Fermi-Dirac istatistiği oldu; çünkü, kısa bir süre sonra Dirac da bağımsız olarak aynı sonuçlara vardı. 1933'te Fermi, zayıf etkileşme kavramını ileri sürdü ve bununla birlikte Pauli'nin yeni ortaya koyduğu nötrino (bu adı Fermi verdi) postülasını kullanarak, beta bozunumunun elek­tron enerji tayfını ve bozunum yanömrünü açıklayabilen bir kuram geliştirdi. Daha sonra 1930'larda Fermi ve bir grup çalışma arkadaşı, radyonüklitlerin değişik elementlerin nötronlarla bombardı­man ederek yapay olarak oluşturulduğu bir dizi deney yaptılar ve yavaş nötronların özellikle etkili olduğunu buldular.
    Bazı sonuçları uranyum sonrası elementlerin oluştuğu izlenimini veriyordu. Gerçekte izledikleri, daha sonra Hahn'ın bulduğu gibi, çekirdek bölünmesiydi. 1938'de Fermi bu çalışması için Nobel Ödülü aldı, fakat Mussolini'nin faşist İtalyası'na dön­mek yerine Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Atom bom­bası programının bir parçası olarak Fermi, Şikago Üniversitesi'nde, çekirdek bölünmesinin keşfinden 4 yıl sonra, Aralık 1942'de hizmete giren ilk çekirdek reaktörünün tasarım ve yapımını yönetti. Savaştan sonra, Fermi farklı bir alana, önemli katkılarda bulunduğu, yüksek enerjili parçacık fiziğine geçti. 1954'te kanserden öldüğünde, modern çağın hem kuram hem de deneyde ustalığı birleştiren çok ender fizikçilerinden birisiydi. Ölümünden sonraki yıl keşfedilen 100 atom sayılı elemente onun anısına fermiyum adı verildi.

  5. Hozukcan
    Emekli
    Richard Feynman (1918-1988)

    New York şehrinin bir banliyösü olan Far Rockaway'de doğdu ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ile Princeton'da öğrenim gördü. 1942'de doktorasını aldıktan sonra, birçok başka genç fizikçiyle birlikte, Los Alamos, New Mexico (ABD)'da, atom bombasının geliştirilmesinde çalıştı. Savaş bittiğinde önce Cornell'e ve 1951'de California Teknoloji Enstitüsü'ne gitti. Feynman, 1940'ların sonunda, yüklü parçacıklar arasındaki elektromanyetik etkileşmeyi betimleyen görelilikli kuantum kuramı olan kuantum elektrodinamiğine önemli katkılarda bulundu. Bu kuramdaki ciddi bir sorun, sonuçları arasında sonsuz büyüklüklerin bulunmasıdır. Bu büyüklükler, yeniden normlama adı verilen bir süreçle, başka sonsuz büyüklükler çıkarılarak ortadan kaldırılır. Bu adımın matematiksel açıdan kuşkulu olmasına ve hâlâ bazı fizikçileri rahatsız etmesine rağman, kuramın son halinin, bütün öngörülerinde çok duyarlı olduğu gösterilmiştir. Feynman tövbekârlıktan uzak bir biçimde "Peşinde olduğumuz felsefe değil, gerçek nesnelerin davranışıdır," demiş ve kuantum elektrodinamiği ile deney arasındaki uyumu, New York ile Los Angeles arasındaki uzaklığı, bir tek saç telinin kalınlığına eşit bir duyarlıkla bulmaya benzetmiştir.

    1965'te Feynman, kuantum elektrodinamiğinin iki diğer öncüsü, yine bir Amerikalı olan Julian Schwinger ve Japon, Şin-Içiro Tomonaga ile birlikte Nobel ödülünü aldı. Feynman, fiziğe, özelikle sıvı helyumun mutlak sıfır yakınındaki davranışının açıklanması ve elemanter parçacıklar kuramı alanlarında, başka büyük katkılarda bulundu. Üç ciltlik "Fizik Üzerine Dersler" adlı kitabı 1963'te yayımlandığından beri hem öğrencileri hem de öğretmenleri uyarmakta ve aydınlatmaktadır.

  6. Hozukcan
    Emekli
    George Gamow (1904-1968)

    Rusya'da doğdu ve eğitim gördü, ilk önemli çalışmasını 1928'de Göttingen'de, kuantum mekaniğinin çekir­dek fiziğine ilk uygulaması olan, alfa bozunumu kuramını geliştirerek yaptı. (Birlikte çalışan Edward U. Condon ve Ronald W. Gurney aynı kuramı, aşağı yukarı aynı zamanda, Gamow'dan bağımsız olarak bul­dular.) Kopenhag, Cambridge ve Leningrad'la kaldıktan sonra Gamow 1934'te Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti.
    Önce Washington Üniversitesi'nde, sonra Colorado Üniversitesi'nde çalıştı. 1936'da Gamow, Fermi'nin beta bozunumu kuramını genişletmek için Edward Teller ile işbirliği yaptı. Daha sonraki araştırmalarının büyük kısmı astrofizikle, özellikle yıldızla­rın evrimiyle ilgilidir. Bir yıldızın termonükleer tepkimelerde hidrojenini kullandıkça daha soğuk değil de daha sıcak hale geldiğini gösterdi. Gamow, evrenin başlangıcı (o ve öğrencileri, Büyük Patlama'dan arta kalan 2.7 K'lik ışınımı öngördüler) ve elementlerin oluşumu konularında da önemli çalışmalar yaptı. Genel okuyucu için yazdığı kitaplar, pek çok insanı çağdaş fiziğin kavramlarıyla tanıştırdı

+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


: