+ Yorum Gönder
Çocukların Forumu ve Çocuk Masalları Forumunda Minik Serçe Hikayesi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mine
    Devamlı Üye

    Minik Serçe Hikayesi









    Minik Serçe



    Avcının biri kuş avlamak için bir tuzak kurdu. Tuzağa küçük bir kuş yakalandı. Avcı, minik kuşu eline alınca şaşırdı.

    Çünkü minik kuş konuşuyordu.

    Minik kuş:

    - Ey insan oğlu sen birçok koyunlar, sığırlar, develer yedin. Onların etleriyle bile doymadın benim etimle mi doyacaksın? Ben senin dişinin kavuğunu bile dolduramam.

    Şayet beni bırakacak olursan sana üç öğüt vereceğim. Bunlar sana daha yararlı olabilir. Bu öğütlerden birini elinde ikincisini şu damın üzerinde üçüncüsünü şu dalın üzerinde söyleyeceğim. Bu öğütlerimi tutarsanız ömür boyu mutlu olursun, dedi.

    Avcı bu teklifi beğendi. Zaten eti olmayan bu küçük kuşla nasıl doyacaktı ki? Kuşun öğüdü belki işe yarayabilirdi. Avcı:

    - Peki, Söyle bakalım, dedi.

    Minik kuş:

    - Elindeyken vereceğim öğüt şudur: Olmayacak bir şeye sakın inanma.

    Kuş, Bu birinci öğüdünden sonra avcının elinden karşıdaki damın üzerine kondu.

    - İkinci öğüdüm: Elinden kaçırdığın fırsatlara hiçbir zaman üzülme.

    Kuş, şöyle devam etmiş: Akılsız insanoğlu, eğer beni kesmiş olsaydın kursağımda iki yüz elli gram ağırlığında bir inci bulacaktın. O inci seni de, çocuklarınıda zengin ederdi. O inci senindi ama kısmetin değilmiş. Öyle bir inci kaçırdın ki dünyada eşi benzeri yoktu, dedi.

    Avcı, bunu duyunca:"Eyvah! Ben kendi elimle kendime yazık etti. Elimdeki talih kuşunu kaçırdım. Ah benim akılsız kafam" diye üzülmeye saçını başını yolmaya başladı.

    Kuş avcının bu halini görünce:

    - Be aptal adam! Biraz önce ben sana ne öğüt verdim mi? Şu haline bak. İnci elinden gittiyse ne üzülüyorsun? Ben sana "Elinden kaçırdığın fırsata hiçbir zaman üzülme" demedim mi? Sözümü anlamadın mı?

    Sonra sana "olmayacak bir söze sakın inanma" diye ilk öğüdümü verdim. İkinciyi duyunca aklın başından gitti. Benim iki yüzelli gram gelmiyeceğimi bildiğin halde nasıl içimde iki yüz elli gram inci bulunabilir? dedi.

    Avcı, kuşun uyarısını dinleyince, aklı başına geldi.

    - Haydi güzel kuş! Şu üçüncü öğüdünü de söyle, öyle git, dedi.

    Minik kuş dalın üzerine kondu ve alaycı bir şekilde:

    - Hayret doğrusu! İlk iki öğüdümü çok iyi tuttunda üçüncüsünü mü tutacaksın? dedi .ve göğün maviliklerine doğru uçtu.







  2. Asel
    Bayan Üye






    Fatih ve Hoşoğlan

    Fatih Sultan Mehmet’in orduları Trabzon önlerine gelmişti. Pontus Kralı Davit, Fatih’e karşı Trabzon’u kurtarmalıydı. Düşündü, taşındı, kararını verdi. Fatih’e bir heyet gönderdi, şu teklifi yaptı:
    - Şehrin dışında ve sahilde Ayasofya kilisesi ile kule arasında kalan bir zincir var. Bu zincir, kırk defa atılacak top güllesi ile koparılırsa, şehri teslim edeceğim. Yok eğer koparılamazsa, Fatih ordularını geri çeksin.
    Heyet başkanı bunları söyledikten sonra şu sözleri de ilave etti:
    - Devletlu sultan, topçularına her zaman güvendiğini ifade eder, bu teklifimizi elbette kabul edecektir.
    Fatih Sultan Mehmet, kendisinin ve ordusunun gururuna hitap eden bu teklifi kabul etti. Haber Trabzon – Pontus Kralına ulaştırıldığı zaman, Davit :
    - Kurtulduk. Gözle dahi görülmeyen bir zincirin, ta uzaklardan atılacak gülle ile koparılmasına imkan yoktur. Zincir koparılmayanca Fatih de sözünde duracak, ordusu ile geri dönecektir.
    Derken top atışları başladı. Bir, iki, üç! Fatih, top başında bekliyor, her atılan gülle, boşlukta kayboldukça, üzülüyordu. 39uncu gülle de atılmış, en nişancı topçular denendiği halde, zincir koparılamamıştı. Fatih son emrini verdi:
    - Kendine güvenen varsa gelsin top başına!
    Güvenmek mesele değildi. Bu sonuncu gülle de boşa giderse, kelleyi vermek de vardı. Derin bir sükut oldu. Kimse top başına gelemiyordu. Tam bu sırada birden topun ateşlendiği görüldü. Bir gülle boşluğa uçtu. Kimdi topu ateşleyen?
    Herkes şaşakalmıştı. Sonunda, çelimsiz bir yeniçerinin bu topu ateşleyiverdiği anlaşılmıştı. Yaka paça Fatih’in huzuruna getirdiler. Fatih, hiddetle sordu:
    - Sen topçu musun?
    - Değilim!…
    - O halde topu neden ateşledin?
    - Zinciri koparmak için devletlim…
    Fatih, hiddetinden köpürüyordu. Son fırsatı da kaçırmıştı. Haykırdı:
    - Tez başını vurun!
    Bir anda bir baş yuvarlandı. Az sonra da karşı tepelerden bir çığlık yükseldi.
    - Zincir koptu!… Şehir teslim oluyor!…
    Ortalık birbirine karışmıştı. Ordu çığ gibi şehre akıyor, en önde, koltuğunun altında kesik başı bulunan bir yenicerinin koştuğu görülüyordu! Bu, biraz önce topu ateşleyen Hoşoğlandı… Hoşoğlan, görüldüğünü anlayınca olduğu yere yığılmış kalmıştı.
    Trabzon kalesinde Fatih’in bayrağı dalgalanırken, Hoşoğlan’ın mezarı üzerinde de bir türbe yükseliyordu. Destanlarla süslü bir türbe!…





+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


: